Tarih: 30.11.2025 08:45

ÖZEL RÖPORTAJ: TRT 3- TBMM TV İLK KADIN PARLAMENTO SPİKERİ HANDAN MUSAOĞLUN İLE İLHAM VEREN BİR SOHBET

Facebook Twitter Linked-in

İletişim dünyasında yalnızca sesiyle değil, duruşuyla da iz bırakan bir isimle çok özel bir röportaja imza atıyoruz!

Dr.Öğr.Gör.yazar spiker, sunucu ve seslendirmen Handan Musaoğlu…

Hem kamu yayıncılığının disiplinini taşıyan bir haber spikeri, hem de genç iletişimcilere yol gösteren bir akademisyen olarak; tecrübesi, birikimi ve Türkçeye duyduğu saygıyla örnek oluşturan bir isim…

Mesleğini ilk günden bugüne aynı heyecanla sürdüren konuğumuz, spikerliğin özünü; doğru dil kullanımı, etik duruş ve topluma karşı sorumluluk bilinciyle ele alıyor. TRT 3 ve TBMM TV'de edindiği değerli birikimi, sahadaki tecrübesi ve akademik yaklaşımıyla birleşince ortaya hem ilham verici hem de yol gösterici bir iletişim hikâyesi çıkıyor.

Bu röportajda; mesleğe adım atma motivasyonundan kamu yayıncılığının disiplinine, genç iletişimcilere verilen tavsiyelerden medyanın toplumsal sorumluluğuna kadar pek çok konuda derin birsohbetsizibekliyor.

-Bu sektöregirmenizi ve başarılı bir spiker olmanızı sağlayan en temel motivasyon neydi? Siziekran önüne taşıyan o ilk adımı atmaya hangi duygu ya da hangi olay yönlendirdi?

Benim için bu mesleğin çıkış noktası her zaman dile ve doğru anlatıma duyduğum saygı oldu. Küçük yaşlardan itibaren sözün gücünden etkilenirdim. Ailemde hem kültürel hem ahlaki aktarımın hep sözle yapıldığı bir ortamda büyüdüm; bu da beni iletişime, insan sesinin taşıdığı duyguya yönlendirdi.

Üniversite yıllarında iletişim dünyasının dinamizmiyle tanışınca, bu alana gönülden bağlandım. Ardından TRT'nin 1997'de bir kez açtığı Vizyon Spikerlik ve Sunuculuk Okulu için sınavlara girdim. Türkiye'nin ilk sertifikalı spikerlerinden bir iolarak mezun olmak, bu meslekte ilerleyeceğimi kesinleştiren en büyük adımdı.O ilk adımı attıran şey aslında bir duygu: "Sesiyle topluma fayda sağlama isteği." Bugün hâlâ mikrofonun başına her geçtiğimde aynı heyecanı hissediyorum.

-TRT 3 ve TBMM TV'de haber spikerliği yapan biri olarak, kamu yayıncılığında ki bu tecrübenizin size kattığı en önemli yetkinlikler neler oldu? Bu süreç, hem mesleki duruşunuzu hem de haberciliğe bakış açınızı nasıl şekillendirdi?

Kamu yayıncılığı çok özel bir alandır; çünkü orada yalnızca bir haber aktarmıyorsunuz, milletin ortak hafızasına ses oluyorsunuz.TRT 3 deneyimi bana disiplinin, titizliğin ve her kelimenin öneminin ne kadar büyük olduğunuöğretti.

Meclis TV ise bambaşka bir sorumluluk: Orada ülkenin karar süreçlerinin halka en doğru şekilde ulaşması gerekir. Tarafsızlığın, nesnelliğin ve devlet ciddiyetinin ne demek olduğunu çok derinden hissettim. Bu süreç bana şunları kazandırdı: Haberde abartıya, yoruma ve duygusal tonlamaya yer vermeme disiplinini, Bilgiyi sadeleştirerek en anlaşılır hâliyle sunma yeteneğini,Ekranda her zaman sakin, güven veren ve ölçülü durma becerisini. Kamu yayıncılığı mesleki duruşumu şöyle şekillendirdi:

"Doğruyu, sadece doğruyu söylemek… ve bunu en nezihTürkçeyle yapmak."

-Uzun yıllardır medya ve iletişimalanındaönemliçalışmalaryürütüyorsunuz. SizcegünümüzTürkiye'sindeiletişimcileredüşen en büyüksorumluluknedir?

Bugün iletişimcilerin en büyük sorumluluğu doğru bilgi ile hızın arasında kaybolmamak.Haber artık saniyeler içinde yayılıyor; fakat hızlı bilgi çoğu zaman eksik ya da yanlış bilgiye dönüşebiliyor. Bu nedenle bir iletişimci,  özellikle de genç iletişimciler, şu üç sorumluluğu üstlenmeli: 

Doğruluk:  Bilgi teyit edilmeden haber yapılmaz.

Etik: Reyting uğruna toplum psikolojisi ile oynanmaz.

Dil bilinci: Türkçeyi doğru kullanmak, bir iletişimcinin topluma olan saygısının göstergesidir.

Kısacası, günümüzTürkiye'sinde iletişimcinin rolü artık sadece haber aktarmak değil;bilgiyi filtrelemek, sadeleştirmek ve toplumu koruyacak bir bilinç oluşturmak.

- Öğrencilerinizle ve genç iletişimcilerle sık sık biraraya geliyorsunuz. Sizce gençlerin sektöre bakışı ve beklentileri nasıl değişiyor?

Gençler artık daha bilinçli, daha sorgulayıcı ve daha teknoloji odaklı.Eskiden ekran önüne çıkmak başlı başına bir hedefti; şimdi ise gençler "nasıl daha nitelikli olurum?" diye soruyor. Bu da çok kıymetli.Ayrıca sadece spiker olmak değil; içerik üretmek, dijital platformlarda var olmak ve çok yönlü bir iletişimci olmak istiyorlar. Bu bakış açısı sektörün geleceğini oldukça güçlendiriyor.

Fakat bir yandan da hızlı sonuca ulaşma isteği var. Onlara hep şunu söylüyorum:"Bu meslek bir maraton. Koşarak değil, sindirerek ilerlenir."

-Toplumsal olaylarda medyanın tavrı sık sık tartışılıyor. Sizce medya, toplumdaki kırılganlıklara ve hassas meselelere nasıl yaklaşmalı?

Medya, toplumsal hassasiyetlere yaklaşırken sakin, özenli ve sorumluluk sahibi olmalı.İnsanları yönlendiren değil; bilgilendiren bir duruş sergilemeli.

Özellikle kriz anlarında, duygusal dil kullanmak ya da kışkırtıcı başlıklar atmak toplum psikolojisini zedeler.Bir iletişimci, "Bu haber topluma nasıl etki eder?" sorusunu kendine sormadan yayına çıkmamalı.

Kısacası medya, hassas konularda şu ilkeye sadık kalmalı: "Yaraları kanatmak için değil, iyileştirmek için konuş."

-Kadınların medya sektöründeki görünürlüğü ve etkisi her geçen gün artıyor. Sizin bu alanda gözlemlediğiniz en büyük gelişme ve hâlâ çözüm bekleyen en temel sorun nedir?

Kadınlar artık ekranlarda çok daha güçlü, ço kdaha etkin. Eskiden daha sınırlı olanalanlar şimdi tamamen açıldı; haber merkezlerinden yönetici pozisyonlarına kadar kadınların aktif rol aldığını görmek beni gururlandırıyor.En büyük gelişme:Kadınların mesleki yetkinliğ igörünür oldukça, ön yargıların kendiliğinden kırılması. Fakat hâlâ çözüm bekleyen bir sorun var: Kadınların ekran önündeki performansının, bazen mesleki yeterlilikten çok fiziki görünümleri üzerinden değerlendirilmesi. Bu anlayış zamanla törpüleniyor ama hâlâ tamamen bitmiş değil. Kadınların mesleki donanımı odağa alınmalı. Çünkü bir kadının sesi, duruşu ve bilgisi topluma değer katıyor.

-Hem akademik hem de sahadaki çalışmalarınızla gençlere ilham oluyorsunuz. Bugün iletişim alanında kariyer yapmak isteyen bir gence en temel tavsiyeniz ne olur?

En temel tavsiyem şu:"Kendinizi her gün geliştirin ve dilinizi koruyun."Teknoloji gelişir, platformlar değişir ama "doğru ve etkili konuşma" her zaman önemini korur. Gençlere şunları mutlaka söylerim: Ço kokuyun.

Kelime haznenizi zenginleştirin. Haberin kaynağını mutlaka araştırın. Sesinizi ve nefesinizi doğru kullanmayı öğrenin. Eleştiriye açık olun. Ama en önemlisi: Sabırlı olun. Çünkübumeslek, sabrın ödül verdiğibiryolculuktur.

-Hem aktif olarak spikerlik yapıyor hem de üniversitede genç iletişimcilere eğitim veriyorsunuz. Teorinin ve pratiğin birleştiği bu noktada öğrencilerinize aktarmayı en değerli bulduğunuz deneyim nedir?

Öğrencilerime en çok şunu öğretmeyi önemsiyorum: "Bilgi ve duruş, ekranın ışığından daha değerlidir."

Ben hem sahadayım hem akademideyim. Bu nedenle teoriyi pratiğe, pratiği de teoriye bağlama şansım var. Sınıfta yalnızca teknik bilgi vermiyorum; canlı yayın tecrübelerimi, hata anlarında nası lsoğuk kanlı kalınabileceğini, kriz yönetimini ve ekran etiğini bire bir aktarıyorum. Onlara şunu öğretiyorum: Canlı yayında hata olur, ama panik asla olmaz. Bilgi eksikse, yorum yapılmaz. Sakinlik, hazırlığın ve özgüvenin bir sonucudur. Bu meslekte öğrencilerime verdiğim en değerli ders şudur: "Ekrandaki haliniz, hayat disiplininizin bir yansımasıdır."

 

Röportaj: Gözde ŞAHİN

https://gozdesahinmedya.com/




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —