• BIST 100

    16781,65%0,50
  • DOLAR

    43,65% 0,03
  • EURO

    51,96% 0,27
  • GRAM ALTIN

    7107,62% -0,40
  • Ç. ALTIN

    11727,26% 0,00

Eluca Atlı : Sınırları Aşan Cesur Kalem, Derin Düşünce

Gazetemiz yazarlarından Sibel Bingöl'ün Ünlü Yazar Eluca Atlı ile yaptığı röportaj dikkat çekiyor.

GÜNCEL 11.02.2025 12:52:00 758 0
Eluca Atlı : Sınırları Aşan Cesur Kalem, Derin Düşünce

Eluca Atalı ile Röportaj 

 

“Ölçüsüzlük
Yalnız kötü yanlarımı görenlere acıyorum, kör olduk- ları için.
Yalnız iyi yanlarımı konuşanlar yanılgıya düşerler, beni sevgiyle uydurdukları için.
Kendime de acıyorum, o zaman ki kendimi başkaları- nın gözleriyle görüp değerlendiriyorum.
(2 Ata Ayı, 20.yıl 02.09.1998, Bakü)”

Sözlerinin sahibi, 19 Kasım 1966’da Azerbaycan ‘Neftçala’da doğan Eluca Atalı, Bakü Devlet Üniversitesi’nden mezun olmuş, kitap bilimi alanında doktora yapmıştır. Atalı, öykü, deneme, roman ve siyasi yazılar kaleme almıştır. Asif Ata Ocağı’nın bir mensubu olarak, insanın içsel keşfine dayalı düşünceleriyle de tanınır.

Bugün İsveç’te yaşayan Atalı, edebi ve felsefi üretimlerine devam ederek çağımızın önemli düşünürlerinden biri olmaya devam etmektedir.

Azerbaycan edebiyatının cesur ve derinlikli kalemlerinden Eluca Atalı, eserlerinde insan ruhunun karmaşıklığını, tarihsel gerçekleri ve toplumsal travmaları işliyor. “Ebediyet Aşıkları”, “Anka Kuşu” (serisi), “Kendini Getir”, “Beyaz Güvercin”, “Eğer Kuşlar Olmasaydı”, “İran Zindanında ve Hayatı Tabutta Arayanlar”, “İran Zindanında ve Devrimin Travması”, “Çiçek Açan Atkı”, “Kerküklüler ve Yalnız Bırakılmış Türkler” gibi eserleri, onun geniş perspektifini ve güçlü kalemini ortaya koyuyor.

Atalı, tarih, felsefe ve insan psikolojisini edebi bir dille harmanlayarak okuyucusunu sorgulamaya ve derin düşünmeye sevk eden bir yazar. Bu özel röportajda, onun edebi yolculuğunu, eserlerinde ele aldığı güçlü temaları ve Azerbaycan’dan dünyaya uzanan düşünsel mirasını okuyacaksınız.

-Hocam, ”Yeniden Doğuş: Anka Kuşu” kitabınızda, küçük bir sinek kuşunun hayallerine ulaşma çabası anlatılıyor. Bu hikayeyi yazmaya nasıl karar verdiniz?

Eluca Atalı: “Kızım küçükken ona bir gece kendini yaratan Anka kuşu hikayesini anlatmıştım, çok sevdi. Her gece onu anlatmamı rica ederdi. Rengarenk bir alemin — doğanın içinde insanın kendini yaratmasını ince bir şekilde anlatmam onu iyice merak etmişti. Ben de ona, doğaya sevgiyle birlikte insanın kendi gücüne inanarak içsel potansiyelini keşfetmesinin önemli olduğunu anlatıyordum. ‘Yeniden doğuş’ uzun hikayenin içinde Anka kuşunu bir olay olarak verdim. Türk arkadaşım Mustafa Bey, ayrıca çocuklar için bir Anka kuşu kitabı yazmamı önerdi ve ben de artık ardışık 3 kitap şeklinde bunu yazdım. Üstelik piyesi de Nahçıvan Devlet Kukla Tiyatrosu’nun rehberi usta Sirzad Abutalubov sahneye koydu.

Kızımın Anka kuşunu sevmesi, bana bu hikayenin tüm çocuklar tarafından sevilebileceğine inandırdı. Ayrıca, hikayeyi kızıma anlatırken, birlikte her bir kuşun kendi sesiyle konuşurduk. Rüşvetçi Karga, gururlu Kutan’ı ve ya liderliği üzerine almış Turna ya da gündüzleri uykuda olan Baykuş’u çocukların ayırt etmesi çok önemlidir.”

-Kitapta “umuda kanat çırpma” teması ön planda. Sizce insanın yeniden doğuşu ve dönüşümü neye bağlıdır?

Eluca Atalı:”İnsanın kendi kimliğini fark etmesiyle ilgilidir. “Ben kimim?” sorusunu kendine sorup, alacağı cevapla şekillenir. Asif Ata’nın Mütlak İnanç felsefesinde temel yer tutan “Kâmil İnsan” ideası burada merkezde durur. Ata felsefesinde denir ki, insan mahlûk olarak dünyaya gelir, yani bir hayvanla bir insanın dünyaya gelişinde hiçbir fark yoktur. Her ikisi de canlıdır ve hayatta kalabilmek için yemeli, yatmalı ve korunmalıdırlar. Hayat mücadelesinde içgüdüler temel rol oynar. İnsan, bir insan olarak var olur. Ancak insan, kendi kendini doğurur; yani insanı kimse değiştiremez, kendi üzerinde çalışmalıdır. Bu ne zaman gerçekleşir? Elbette, insan kendi kimliğini fark ettikten sonra ve en önemlisi, insan kendini değiştirmek istediğinde. İnsan, mevcutla razı olmadığında, olandan daha yükseğe çıkmak istediğinde değişebilir. İnsanın gerçeklikten farklı olma imkanı vardır; işte o imkanları keşfederek elde etmesi gerekir. “Kader, alın yazısı” gibi taşlaşmış ifadelerin üzerinden çizgi çekmek önemlidir. Bu, aniden olmaz, ancak kişinin kendi gücüne inanarak gelişir. Ben insanın kaderinin herhangi bir güç tarafından yönetildiğine, hayatının önceden belirli bir yönde çözüldüğüne inanmıyorum. Ben insanın içindeki büyük güce inanıyorum. Bildiğiniz gibi, Anka kuşu eserinin kahramanı 2 gramlık sinek kuşudur.

-Destanda Leylek, Turna, Kuğu gibi büyük vücutlu kuşlar olduğu halde neden küçük bir kuş kahraman oldu?

Eluca Atalı: “Sinek kuşunu merkeze getirmemin nedeni, en küçük vücutta bile büyük bir potansiyelin yattığını okuyucunun dikkatine sunmaktır. İçsel güç, vücudun büyüklüğüyle veya küçüklüğüyle ölçülmez, o her bireyin içinde vardır. Yeter ki, sen ondan haberdar olasın.”

-Kitabınızda hayallerinize ulaşmayı bir kuş metaforuyla anlatıyorsunuz. Peki bu metafor sizin kendi hayatınızdaki bir deneyimle bağlantılı mı?

Eluca Atalı: ”Evet, bu benim kendi hayatımla çok bağlantılıdır. Ben kuşları kitaplardan öğrenmedim, kuşlarla neredeyse iç içe yaşadım, hayatımda sık sık temasım oldu onlarla. Köydeki evimiz Hazar Denizi’ne yakın bir alanda yerleşir, diğer taraftan büyük Kür Çayı da evimizin beş adım mesafesinden akar, bağımızda iki göl vardı ve balık yetiştirirdik. Her yıl sonbaharda göçer kuşlar, dünyanın farklı köylerinden denizin kenarındaki Kızılağaç koruluğuna kışlamaya gelirlerdi. Onlar evimizin üzerinden sürüyle uçarlardı. Kuşların uçuşuna olan ilgim, beni onların hayatını araştırmaya yönlendirirdi. Neredeyse 5-6 yaşlarımda evimizin üzerinden sürüyle uçan turna, kaz, kuğu, ördek gibi kuşların uçuşlarını gözlemlerdim. Sürüden ayrılmış bir kuşun semada, ait olduğu sürüyü ararken çıkardığı ses olağandışıydı. Ben hala o sesin ahengini, betimlemesini edebiyatla görmedim. Yakınını, arkadaşını, inandığını kaybetmektir bu! Bu ses yalnızlığın yarattığı kimsesizliğin çığlığıdır!

Diğer taraftan, amcalarım avcıydı, her gece vurdukları kuşları eve getirir, onlar hakkında sorduğum sorulara cevap verirlerdi. Kuşun ismi, nereden nereye uçtuğu, hangi kuş türüne, sınıfına ait olduğunu biyoloji bilimiyle tanışmadan önce öğrendim. Bazen de göçer kuşlar, gölümüzde gördükleri balık ve kurbağaları semadan bir hat üzerinden hızla tutup yerlerdi. Bilirsiniz, bazı kuşlar hatta 3 km uzaklıktan avını tespit edebilirler. Yani, tüm bu gözlemler çocukluk hafızamdan beyin arşivime kaydedilmişti. Sonuç olarak, 2 ay içinde “Anka Kuşu” ve “Devekuşu” çiftliklerinde olduğu gibi iki kitabı yazdım. Ata felsefesi temelde fikrimizi genelleştirirse, hiçbir şeyden bir şey çıkmaz, oysa var olandan var çıkar. Ve belirtmeliyim ki, sadece gözlemlerim kuşlarla ilgili romanlar yazmaya yetmezdi, çok fazla araştırma yapmam gerekti.

-Hocam, sizin tasvir ettiğiniz Anka, Simurg kuşu, Zümrüd kuşu mu?

Eluca Atalı: “Hayır, değil. Simurg kuşu külünden doğar. Bakın, kül yanmış bir hiçliktir. Anka ise bir varlıktır. Hiçlikten varlık doğmaz. Yumurtada embriyo vardır, embriyo canlıdır. Küçük bir tohumdan bir şeyler doğar, çünkü tohumda canlılık vardır, o verimli bir ortamda gelişip büyük bir varlık yaratabilir. Usta sanatçımız Şirzad Abutalubov, Anka Kuşu piyesinde Yumurtayı ve Dünya’yı — Varlık konusunu yüksek bir seviyede çözmüştür.”

-Kitabınız doğa, hayvanlar ve insan ruhunun gücü hakkında derin mesajlar içeriyor. Sizce kuşları özel kılan şey nedir?

Eluca Atalı: “Kuşların özgürlük aşkına hayranım. Kalpleri istedikleri yöne uçarlar. Yollarını, yönlerini kimse belirlemez; sadece kendi kalplerinin hükmüyle uçarlar. İnsanlar kuşlardan çok farklı yaşarlar, toplumdaki zor koşullar, sınırlamalar, haklar onları bir çerçeveye sokar. Bu, insanların hareketlerini düzensiz bir şekilde yapması gerektiği anlamına gelmez. Bazen çoğu kişi özgürlüğü anarşiyle, kaosla karıştırır. Sen kendini insan olarak yetiştirip özgür olacaksın. İnsan, içindeki eksikliklerden kurtulmadıkça özgür olamaz. Eksikliklerden kurtulmazsan, iç dünyandaki kötülüklerin esiri olursun.

-Kitapta karakterin yolculuğu boyunca karşılaştığı engeller gerçek hayattaki toplumsal baskılarla paralellik gösteriyor mu?

Eluca Atalı : Evet, gerçek hayat ve toplumsal bakış açısı burada esas alınmış. Aslında yerde gerçekleşen süreçler göğe yükseltilmiş, toplumdaki tüm olaylar doğaya yansıtılmış, insanlar arası ilişkiler kuşların hayatında verilmiş. Bu eser bir alegorik karakter taşır. Bazı kuşların susuzluğa, bazılarının açlığa karşı dayanıksızlığı, bazıların ise gittikleri yola olan güvensizlikleri, onların güçlerini tükenmesine sebep olur. Eseri yazarken en çok içimi acıtan konu ise kuşlar arasındaki maneviyat sorunu oldu: güçlü kuşlar doğanın onlara bahşettiği fiziksel imkanlarla zayıf, cılız vücutlu kuşları avlayıp yerler ve en kötüsü kendi hegemonluklarına hak kazandırdıklarını düşünürler. Sanki bu, böyle olmalıymış gibi. Toplumda da böyle değil mi? Ben burada kendimden Amerika falan keşfetmedim, sadece insanın içindeki olumsuzlukları, manevi eksiklikleri ayrı ayrı hikayelerde — Kartal, Kerkes, Baykuş, Şahin gibi yırtıcıların örnekliğinde verdim. Eseri okuyan herkes anlar ki, bu toplumdaki bir problemdir. Doğada böyle durumlar doğal karşılanır çünkü bu, hayat mücadelesidir, ama mesele edebiyat ve ahlak yolunda olduğunda kabul edilemez.

İnsanla hayvan arasındaki farkı dikkatle inceleyelim. Hayvan kendi üzerinde çalışamaz çünkü o, farkında olan bir varlık değildir. Ama insan her an kendi üzerinde değişiklik yapabilir, kendini hatadan, günahdan, eksiklikten temizleyebilir. Neden? Çünkü insan farkında olan bir varlıktır; onda inanç, idrak, maneviyat ve irade vardır. Anka Kuşu kitabında ebediyet yolculuğuna çıkmış kuşların amaçlarına ulaşamamalarının başlıca sebebi, onların ruhlarının hareketsiz olmasıdır. Küçük kuşları didip, parçalayıp yiyen büyük kuşlar, yırtıcılıklarını meşrulaştırırlar çünkü maneviyatları saf değildir.

Denizle karşılaştıklarında suya inen ördek gibi kuşlarda irade tükenmişti. Kazda ise ebediyet inancı tam değildi; sadece heves, onu diğer kuşların peşinden sürüklüyordu vs. Ama kimse günahı kendinde görmüyor. Bu da eserde kırmızı bir hat oluşturuyor.”

-Anka Kuşu sembolizmi etrafında yeni bir eser yazmayı düşünüyor musunuz?

Eluca Atalı: ”Yukarıda söylediğim gibi, Anka Kuşu serisi 3 kitaptan oluştu artık. Okurlar benden çok soruyordu, ebediyete ulaşamayan kuşların akıbeti ne oldu diye. Ben de Ebediyet Aşıkları adlı yeni bir kitap yazıp, onların yüreklerinde ebediyet aşkının olduğunu, ancak içsel güçlerini seferber edemediklerinden ebediyet yoluna düşseler de ona ulaşamadıklarını gösterdim. Diğer taraftan, Anka Kuşunun bir nevi devamı olarak Ağ Göyerçin (Beyaz Güvercin) ve Eğer Kuşlar Olmasaydı adlı yazdığım iki kitabım yakın günlerde yayımlandı.

Yaratıcılıkta beklenmediklik normal bir durumdur. Bir de bakarsınız, siyasi-tarihi bir eser yazarken kendim de fark etmeden doğa ile ilgili bir hikaye ya da kitap yazabiliyorum. İnanıyorum ki, Anka Kuşu konusunda yazacağım hâlâ çok şey var.”

-Yazmaya başlama hikayeniz nedir? Sizi yazmaya yönelten en büyük etken ne oldu?

Eluca Atalı: ”Şiir yazmaya 12 yaşımda başladım. İlk şiirimi babama verdim, okudu ve "Şiir değil ama benziyor" dedi. Ne yazık ki, neye benzediğini söylemedi ve o zamanlar yazdığım şiirin neye benzediğini bugün bile bilmiyorum. Şiir olmasaydı neye benzerdi? Herhangi bir edebi türün gereklerini karşılamasa da ilk eserimdi. İlkinlikler insan hafızasında her zaman kalır, silinmez. İlk şiirimi yazalı tam 46 yıl oldu ama onu yazdığım an hayatıma sonsuza dek kazındı.

Dedem fizik öğretmeni olmasına rağmen, doğası gereği şairdi, şiir yazardı, sanırım yazma yeteneği bende genetik olarak var olan bir yetenek. 10 yıl şiir yazdım, sonra beklenmedik bir şekilde düz yazıya yöneldim. Gariptir ki ilk hikâyem kuşlarla ilgiliydi, adı da "En Tatlı Şey"di. Üniversitedeki dil hocam Fikret Bey eseri o kadar beğendi ki, dönemin en saygın edebiyat dergisi olan Yıldız Dergisine gönderdi ve yayımlandı. Elbette bu bir başlangıçtı ama ben geçmişi tekrarlamadan, başkalarının açtığı yoldan gitmeden kendi yolumda gitmeyi düşünüyordum.

-Neden yerleşik yollardan gitmek istemediniz?

Eluca Atalı: ”İnsanlar bir daha çoğalmıyor. Artmazsa azalır. Enerjimi boşa harcamak istemedim. Kendi yolumu çizme konusunda hırslıydım. Bu yolda bana güç veren, içimdeki potansiyeli keşfetmem, kendimi harekete geçirmem konusunda doğru yolu gösteren filozof Asıf Ata'dır.

-Asıl isminizi eserlerinizde kullanmıyorsunuz. Eluca ismi nasıl doğdu, anlamı nedir?

Eluca Atalı: Asif Ata bana "elin yüksekliği" anlamına gelen ‘Eluca’ ismini verdi. "Eli, vatandaşları ülkeyi yükseltebilecek ve başarılı kılabilecekler," diyor Peder ve bu yükü, ülkeyi yükseltme görevini benim omuzlarıma yükledi." Babam Asıf'ın anısına Atalı soyadını taşıyorum. Beni yeni bir tür yaratmaya davet etti ve ben de felsefi-sanatsal minyatür türünü yarattım. Türe Asif Ata'nın adı verilmiştir. Bugün bu türde çok sayıda eser yazdım ve yayınladım. Edebiyat dünyasında kendi tarzınızı yaratmak için sadece yeni bir edebi tür yaratmak yeterli değildir; aynı zamanda yeni fikirler, yeni düşünceler, yeni düşünme biçimleri de ortaya koymanız gerekir. Başka bir deyişle, her şeye - dünyaya, hayata, insanlara - yeni ve farklı bir bakış açısıyla bakmak gerekiyor. Edebiyattaki bu bakış açısının Asif Ata'nın mutlakçılık felsefesinden kaynaklanacağına karar verdim ve bu yola girdim. Yazarken ilk hedefim okuyucuyu kendi gücüne inandırmaktır.”

-İsminiz çok derin anlamlar yüklenerek doğmuş. Özendim doğrusu. Çok emek verdiğim iki soyadım var ve ben artık o kişi değilim.

Eluca Atalı: “Size bir isim düşüneceğim.”

-Çok mutlu oldum. Nasıl bir isim belirecek zihninizde, merakla bekliyor olacağım. Teşekkür ederim.

-Hocam, eserlerinizde genellikle tarih, toplum ve birey arasındaki ilişkiyi ele alıyorsunuz. Bu konulara olan ilginiz nasıl başladı?

Eluca Atalı: Tarihi konular ağırlıklı olarak Karabağ olayları, Güney Azerbaycan, bölünmüş vatan, vatandır. Bu doğaldır, zira 1988'den bu yana etrafımda vatanın yeni tarihine yazılabilecek nice kanlı ve şanlı günler yaşandı. Bunlar da bir yazarın kaleminden kaçamazdı, ben istemesem bile bunların iz bırakması gerekirdi ve bıraktılar da. Biliyorsunuz ki Azerbaycan 200 yıldır iki hegemonya arasında, İran ve Rusya arasında bölünmüş durumda. Aynı milletin, aynı geleneğin, aynı kültürün insanları birbirinden uzaklaşmıştır. Aileler bile parçalanmış, bir tarafta şah rejimi, diğer tarafta sosyalist rejim onların birleşmesine izin vermiyordu. Tüm bunları, dört kitaptan oluşan "İran Hizbullah Hapishanesinde" adlı romanımda anlattım. Ulusal onurum, ulusal hak talebim ve işgal politikasına tahammül edememem gibi sebepler beni tarihsel konularda yazmaya zorluyor. Öncelikle kendi milletime olup biteni anlatmak, sonra da çevremdekilere olup biteni anlatmaktır. Kendi sorunlarımızdan çıkış yolu bulamazsak bizi kimse kurtaramaz. Demek ki bütün dertlerimizin çaresi içimizde, sadece onu bulmamız gerekiyor.

-Yazma süreciniz nasıl gidiyor? İlhamınızı nereden alıyorsunuz?

Eluca Atalı: Yazma sürecini önceden belirlemek mümkün değildir. Elbette bu, makalenin biçimine ve hacmine de bağlıdır. Oyunlarımı genellikle çok hızlı yazarım. "Nalşekilli Kuşatması" adlı dramayı 2 haftada, "Hocalı'da Tigranizm" adlı büyük ölçekli eserimi 2 ayda, "İran Hizbullah Hapishanesinde" adlı romanımı ise 12 yılda bitirdim. Yukarıda da belirttiğim gibi "Anka Kuşu Üzerine" ve "Devekuşu Çiftliği Üzerine" kitaplarını aynı anda yazdım ve tam 2 ayda bitirdim. Bana göre, yazacağınız konuya hazırlık yapmak da kitap yazma sürecinde önemli bir rol oynuyor. Elbette 40 milyon Güney Azerbaycan Türkünün kader sorunlarını yazmak için 12 yıl çok uzun bir süre değil. Burada binlerce ölüm cezası mahkumunun hapishane hayatını yeniden yaşaması gibi zor bir görevin üstlenilmesi gerektiği düşünüldüğünde.
İlhamımı mensubu olduğum Asif Ata'nın yolundan, onun yarattığı Mutlak İnanç'tan, doğadan ve insanlardan alıyorum. Babamın felsefesi bana dünyaya, hayata, insanlara karşı farklı bir bakış açısı kazandırdı. Bu ölçüyle etrafımdaki her şeye bakıyorum, neyin doğru, neyin yanlış olduğunu görüyorum ve sonra yazıyorum. Ben insanın insan olarak yaşaması ve kendi hayatını kurması gerektiğine inanıyorum. Bu durum bana yazmayı sevdiriyor.”

-Kitaplarınızdaki güçlü anlatım dili ve derin felsefi bakış açısı dikkat çekici. Kendi stilinizi nasıl tanımlarsınız?

Eluca Atalı: ”Kabul ediyorum, bu yazım tarzına ulaşmada, yani anlatım dilimde sadeleşmede epey yol kat ettim. Düzyazı eserlerini sadece konu ve düşünce açısından değil, aynı zamanda eserdeki zanaatın özelliklerini de incelemeye çalıştım. Düşünün, 10 yıl boyunca aralıksız şiir yazan bir insanda ister istemez şiirsel bir üslup gelişir. Bundan sonra düz yazıya geçmek ve güçlü bir eser yazmak zorlaşıyor. Hâlâ bir şiir kitabını okuyup ardından bir hikâye yazmak benim için zor. Kitabı okuduktan sonra birkaç gün ara verip, düşüncelerimi daha sonra yazmalıyım ki edebi formu bozmayayım.
Şunu da belirtmek isterim ki, yazacağım fikrin edebi biçimi kendiliğinden doğacak. Bir fikir türü kendi formunu yaratır. 
Yazarken üç ana unsur vardır: fikir, biçim (edebi biçim) ve sanat (Sanırım Türkçede buna sanatsal deniyor). Bu üçü de mükemmel bir şekilde çözüldüğünde yazmaya başlamakta hiçbir zorluk çekilmiyor. Romanın üçüncü kitabı olan Kanlı Orkestra'yı İran Hizbullahı'nın hapishanesinde yazdığımda bu üç faktörü de sıralamıştım ama bildiğiniz gibi iş oldukça psikolojikti, bu yüzden düşüncelerim üzerinde çok kötü bir etkisi oldu. Bazen geceleri, yazarken, hapishanede idam edilen genç kızların, kadınların akıbetine üzülerek hıçkırıklarla ağlardım. Ondan sonra 3-4 gün aralıksız yazmaya devam edemedim. Bundan çıkan sonuç şudur: Yazar, eserini yazarken kendi durumunun da sahibi olmalıdır. Psikolojik durum çok önemli. Yazarken psikolojik durumu düzgünse, yazar düşüncelerini en yalın dille, kelimenin tam anlamıyla dile getirebilir. Bir eserin çevirmeninin ikinci yazar sayıldığını biliyorsunuz. Ayrıca kitabı sizin aracılığınızla tercüme eden ve büyük emek veren yazar Alpaslan Demir'e de şükranlarımı sunmak istiyorum. Herkes ortamı sever.

-Hizbullah Zindanı’nı nasıl yazabildiniz? O dönemde hapishanede değildiniz, değil mi?

Eluca Atalı: “31 Aralık 1989’da Güney Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan arasındaki sınırlar yıkıldı. Bu olaydan sonra Azerbaycanlılar Kuzey ve Güney Azerbaycan arasında gidiş dönüş yapma imkanı buldular. Güney Azerbaycan’dan da birçok genç, üniversitelerde okumak için Kuzey Azerbaycan’a geldi.

O dönemde, İran’dan kaçıp gelen öğrencilerle tanıştım. Bazıları arkadaşım oldu ve anlattıkları karşısında büyük bir dehşete kapıldım. İran kapalı bir ülkeydi ve orada yaşananları pek bilmiyorduk.

Merakım giderek arttı. Eşim de Güney Azerbaycanlı bir hukukçuydu ve İran’dan siyasi muhacir olarak kaçmıştı. Onun bağlantıları sayesinde, İran’da hapis yatmış, idam cezasına çarptırılmış veya zulüm görmüş Azerbaycan Türklerini buldum. Onlarla irtibat kurarak hikâyelerini dinledim ve bu doğrultuda romanımı yazdım”

-Sizce bir yazarın topluma karşı en büyük sorumluluğu nedir?

Eluca Atalı: “Gerçeği yazmak ve yazılanlarla toplumu taşımak. Eğer bunu başarabilirse yazdığı meyveyi elde etmiş olacaktır. Asif Ata diyor ki: "Bir kitap bir olay olmalı." Kitabı okuduğunuz zamanla, okuduktan sonraki haliniz aynı olmamalı, sizi geliştirmeli. Artmıyorsa sana bir şey vermemiş demektir. Yazar toplumda değişim yaratıcısı olmalıdır. Gerçeği yazmayan yazar, zamanın içinde var olan yazardır. Topluma uyum sağlayan ve onunla birlikte yaşayan bir yazarın topluma hiçbir katkısı olamaz. Yazar, toplumun içine karışmadan onu aşabilmelidir.”

Sibel Bingöl: Eluca Atalı’nın edebiyatı, insan ruhuna dokunan bir nehir gibi akıyor; her satırında yeni bir derinlik, her sözcükte bambaşka bir anlam saklı. Onu okudukça yetmiyor, daha fazlasını keşfetme arzusu büyüyor. Eserlerindeki cesur ve şiirsel anlatım büyüleyici. Güçlü karakterler ve sarsıcı gerçeklik, edebiyatın sınırlarını zorlayan bir deneyim sunuyor.

Röportajımıza kısa bir ara veriyoruz, ancak Atalı’nın dünyasına yaptığımız bu yolculuk burada bitmiyor. Eserleri ve ele aldığı konular üzerine derin sohbetimize kaldığımız yerden devam edeceğiz. Çocukluğumuzda ortak yaşanmışlıklar keşfettim ve Atalı, ruhumu ele geçirip kalbime nakış nakış işleyen özel bir karakter.

Samimiyetle diyebilirim ki bizi her gün penceremize konan kuşlar buluşturdu. İlginç ama gerçek bu.

Bizi takip etmeyi unutmayın! 
 

Röportaj : Sibel Bingöl

Haber Editörü

admin

BORSA TARİHİNDE İLK KEZ 14 BİN PUANI AŞTI

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN TBMM'DEKİ KAVGA İLE İLGİLİ KONUŞTU

BİLİM VE TEKNOLOJİ ODAKLI EĞİTİMLER MAMAK BİLİM MERKEZİNDE

ESKİŞEHİR MİHALGAZİLİ KADINLAR ALTINDAĞ'DA

YAPAY ZEKA UYARISI

BAŞKENTLİLER EDEBİYATÇI AYŞE KULİN’LE BULUŞTU

GÜNDE BİR SAATLİK DEĞİŞİM DEPRESYON RİSKİNİ AZALTABİLİR

ABB’DEN MUHTARLAR VE STK’LERE BAĞIMLILIKLA MÜCADELE EĞİTİMİ

İBB'DEN TOPLU ULAŞIMA YÜZDE 20 ZAM TALEBİ

DERSİMİZ TARİH, ARACIMIZ TİYATRO

YÖK’TEN DİŞ HEKİMLİĞİMDE LİSANÜSTÜ ÖĞRENCİ ALIMINI DURDURMA KARARI

ADALET BAKANI GÜRLEK HSK ĞYELERİYLE İLK TOPLANTISINI YAPTI

YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİ BELLİ OLDU

TRAFİK SİGORTA PRİMLERİNE ZAM

2026 TÜSF ERZURUM KIŞ OYUNLARI'NDA HEYECAN BAŞLADI

GRAM ALTIN GÜNE DÜŞÜŞLE BAŞLADI

MEKSİKA'DA SALGIN ALARMI

İRAN SINIRLARINDA ABD KEŞİF HAVA ARAÇLARI GÖRÜLDÜ

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE GÖRÜŞEN DEM PARTİ'DEN AÇIKLAMA

OKUMA VE YAZMA BUNAMA GİBİ HASTALIK RİSKİNİ AZALTIYOR

METEROLOJİ'DE BUGÜN: TÜRKİYE GENELİNDE YAĞIŞLI VE RÜZGARLI BİR GÜN

AFET KONUTLARINDA YENİ ÖDEME PLANI AÇIKLANDI

KARADENİZ GERİLİMİ AVRUPA'YI ETKİLEDİ

NETENYAHU GAZZE BARIŞ KURULU'NA KATILIM BELGESİNİ İMZALADI

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE YUNANİSTAN BAŞBAKANI MİÇOTAKİS'TEN BASIN TOPLANTISI

MHP LİDERİ BAHÇELİ'DEN TBB'DEKİ KAVGAYA TEPKİ

DÜNYACA ÜNLÜ OTOMOBİL ÜRETİCİSİ YANGIN RİSKİ NEDENİYLE YÜZ BİNLERCE ARACI GERİ ÇAĞIRIYOR

BAKANLARIN YEMİN TÖRENİNDE TBMM'DE KAVGA

ABD KONGRESİ'NDE İNCELENEN SANSÜRSÜZ EPSTEİN DOSYALARI

ANKARA BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ, AVRUPA YÖNETİŞİM MÜKEMMELLİĞİ MARKASI ÖDÜLÜNÜ 3. KEZ KAZANDI

Yükleniyor

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN TBMM'DEKİ KAVGA İLE İLGİLİ KONUŞTU

ADALET BAKANI GÜRLEK HSK ĞYELERİYLE İLK TOPLANTISINI YAPTI

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN VE YUNANİSTAN BAŞBAKANI MİÇOTAKİS'TEN BASIN TOPLANTISI

MHP LİDERİ BAHÇELİ'DEN TBB'DEKİ KAVGAYA TEPKİ

BAKANLARIN YEMİN TÖRENİNDE TBMM'DE KAVGA

ADALET BAKANLIĞI'NDA DEVİR TESLİM TÖRENİ

İÇİŞLERİ BAKANLIĞI'NDA DEVİR TESLİM TÖRENİ YAPILDI

CHP LİDERİ ÖZEL: CHP EN AĞIR SİYASİ OPERASYONLA KARŞI KARŞIYA

MANSUR YAVAŞ “UCLG – MEWA SOSYAL İÇERME KOMİTESİ BAŞKANLIK DİVANI TOPLANTISI”NA EV SAHİPLİĞİ YAPTI

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'DAN TBMM GRUP TOPLANTISINDA ÖNEMLİ AÇIKLAMALAR

ABB’DEN MUHTARLAR VE STK’LERE BAĞIMLILIKLA MÜCADELE EĞİTİMİ

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN İLE GÖRÜŞEN DEM PARTİ'DEN AÇIKLAMA

OKUMA VE YAZMA BUNAMA GİBİ HASTALIK RİSKİNİ AZALTIYOR

ERKEK SÜRÜCÜLER DİKKAT

RTÜK'TEN İKİ TV KANALINA CEZA

TÜRKİYE'DE YANLIZ YAŞAYANLARIN SAYISINDA ARTIŞ

İSTANBUL VALİLİĞİNDEN RAMAZAN AYI TALİMATI

İSTANBUL'DA DEV OPERASYON

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'IN DAVETİYLE MİHALGAZİLİ KADINLAR TBMM'DE

İZMİR İTFAİYESİ TÜM CANLILARIN İMDADINA YETİŞİYOR

SÜPER LİG'DE ARA TRANSFER DÖNEMİ SONA ERDİ

KIŞ TRANSFERİNE 2 MİLYAR DOLAR HARCAMA YAPILDI

ARA TRANSFERİN BİTİMİNE SAATLER KALA SÜPER LİG TAKIMLARI

FUTBOLDA BAHİS VE ŞİKE SORUŞTURMASI

SADETTİN SARAN'DAN CUMHURBAŞKANI ERDOĞANA N'GOLO KANTE TEŞEKKÜRÜ

ÇINAR SPONSOR OLMAYA DEVAM EDİYOR

FENERBAHÇE'YE 20 YIL SONRA GELEN REKOR

TRABZONSPORUN TAKIM OTOBÜSÜNE SALDIRI

FENERBAHÇE'NİN RAKİBİ NOTİNGHAM FOREST OLDU

GALATASARAY'IN ŞAMPİYONLAR LİGİ'NDEKİ RAKİBİ JUVENTUS OLDU

ESKİŞEHİR MİHALGAZİLİ KADINLAR ALTINDAĞ'DA

MEVHİBE İNÖNÜ, NURSEN YAVAŞ’IN EV SAHİPLİĞİNDE ANKARA’DA ANILDI

GELİNLİK HAYALİ İZMİR'DE ÜCRETSİZ GERÇEK OLUYOR

KUŞCAĞIZ MAHALLESİ’NDE SORUNLAR YERİNDE DİNLENDİ, ÇÖZÜMLER ANINDA ÜRETİLDİ

YENİMAHALLE'DE RAMAZAN'DAN DAYANIŞMA ELİ

KOCATEPE KÜLTÜR MERKEZİ’NDE ANLAMLI BULUŞMA 6 ŞUBAT DEPREMİNE ÖZEL KONSER: SÜKÛT

KEÇİÖREN BELEDİYESİ’NDEN BARIŞ MANÇO VE CEM KARACA ANISINA KONSER

SEVGİLİLER GÜNÜNE ÖZEL “EL EMEĞİ KADIN ELİ PAZARI”

2 BÖLGEYE DAHA KENTSEL DÖNÜŞÜM MÜJDESİ

SOSYAL ABONMAN UYGULAMASINI İLK 2 GÜNDE 28 BİN 538 KİŞİ KULLANDI

BORSA TARİHİNDE İLK KEZ 14 BİN PUANI AŞTI

İBB'DEN TOPLU ULAŞIMA YÜZDE 20 ZAM TALEBİ

YIL SONU ENFLASYON TAHMİNİ BELLİ OLDU

TRAFİK SİGORTA PRİMLERİNE ZAM

GRAM ALTIN GÜNE DÜŞÜŞLE BAŞLADI

AFET KONUTLARINDA YENİ ÖDEME PLANI AÇIKLANDI

ŞANLIURFA'DA TÜKETİNE ELEKTRİĞİN YARISI KAÇAK

LÜKS SİTELERDE AİDAT CEP YAKMAYA DEVAM EDİYOR

ARAÇ KİRALAMA SİL BAŞTAN DEĞİŞİYOR

ALTIN FİYATLARINDA GERİ ÇEKİLME BAŞLADI

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 21 16 1 4 36 52
2.FENERBAHÇE A.Ş. 21 14 0 7 30 49
3.TRABZONSPOR A.Ş. 21 13 2 6 18 45
4.GÖZTEPE A.Ş. 21 11 3 7 15 40
5.BEŞİKTAŞ A.Ş. 21 10 4 7 10 37
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 21 9 6 6 14 33
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 21 7 5 9 0 30
8.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 21 7 7 7 -6 28
9.KOCAELİSPOR 21 7 8 6 -4 27
10.CORENDON ALANYASPOR 21 4 6 11 -2 23
11.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 21 6 11 4 -5 22
12.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 21 4 9 8 -9 20
13.TÜMOSAN KONYASPOR 21 4 9 8 -9 20
14.HESAP.COM ANTALYASPOR 21 5 11 5 -15 20
15.İKAS EYÜPSPOR 21 4 11 6 -13 18
16.KASIMPAŞA A.Ş. 21 3 11 7 -13 16
17.ZECORNER KAYSERİSPOR 21 2 10 9 -26 15
18.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 21 3 15 3 -21 12

YAZARLAR