Tarihler 2 Nisan’ı gösterdiğinde yüreğimizde bir sızı, dilimizde buruk bir ağıt belirir. Çünkü bu tarih, sadece bir insanın değil; bir kalemin, bir vicdanın, bir halkın duygularına tercüman olan bir ruhun katledildiği gündür. Henüz ömrünün baharında, hayata, insana, aşka ve memlekete dair çok şey söyleyecek yaşındayken 2 Nisan 1948’de aramızdan koparıldı Sabahattin Ali…
Onun adı, yalnızca Türk Edebiyatının değil, Balkan Türklerinin de ortak vicdanında yer etmiştir. Bulgaristan Türklerinin yetiştirdiği en özel kalemlerden biri olarak, toplumcu gerçekçi duruşuyla Türkiye’nin en iyi yazarları arasında iz bırakmış bir değerdir o.
Bugün “Kürk Mantolu Madonna”yı okuyunca gözümüz nemleniyor, “İçimizdeki Şeytan”la kendimize ayna tutuyoruz. Her satırında, bu toprakların insanını, acısını, sevincini, hasretini buluyoruz. Onun romanlarının tadı, hâlâ içimizde saklı bir hazine gibi duruyor.
Ölümsüz yazarımızı ve şairimizi saygıyla anıyoruz.
Yazdıklarıyla onu tekrar tekrar yaşıyoruz.
Her kelimesiyle, her dizesiyle hatırlıyoruz onu:
Sen aklıma gelince her şey gülümserdi.
Ağaçlar şarkı söyler, rüzgar tatlı eserdi…
Mekânın cennet olsun Sabahattin Ali…
Seninle birlikte bir çağ susturulmak istendi, ama kelimelerin hâlâ fısıldıyor bizlere.