30 Ekim 1961 tarihinde Türkiye ile Almanya arasında İş Gücü Anlaşması imzalandı. 58 yıl önce babam Metin Ay, Ankara’dan Almanya’ya işçi olarak gitti. Bu bir yolculuk değildi. Bu, planlı bir kopuştu.
Türkiye o yıllarda yalnızca insan göndermedi. Sanayisini durdurdu. Otomobil üretimini bıraktı. Uçak fabrikalarını dağıttı. Üretimden çekildi, emeği ihraç etti. Yeni fabrikalar kurmak yerine üretimden geri çekildi. Fabrika kurmak yerine insan gönderildi. Bu bir zorunluluk değil, bir tercihti. Makine değil, hayat taşındı. İnsan gücü kiraya verildi.
Gidenler geride sadece ev bırakmadı. Aileler bölündü. Evlilikler askıda kaldı. Çocuklar babasız büyüdü. Gurbet romantik bir kelime değildir. Gurbet, uzun süren bir travmadır.
Bu insanlara yeni bir isim verildi: Almancı. Bu bir kimlik değildi. Bu, arada kalmışlığın adıdır.
Orada yabancıydılar. Buraya geldiklerinde de öyle. Ne Almanya onları sahiplendi ne de kendi ülkeleri onları olduğu gibi kabul etti. Bu insanlar iki taraf arasında kalıcı olarak sıkıştı.
Birinci nesil sessiz kaldı. Çalışarak dayandı. İkinci ve üçüncü nesil bu sessizliğin içinde büyüdü. İki dil öğrendi ama tek bir yere ait olamadı.
Yıllarca döviz gönderildi. Krizlerde dövizle kale olundu. Ekonomide tampon görevi görüldü. Ama karşılığında kapı açılmadı. Devlet, gurbetçiyi misafir gibi gördü. Bugün hâlâ gurbetçi, kendi otomobiliyle vatanına geldiğinde misafir muamelesi görüyor. Kendi arabasını yalnızca kendisi kullanabiliyor. Ailesine, çocuğuna, kardeşine emanet edemiyor.
Beklentiler karşılanmadı. Emeği alındı. Yükü görüldü. Ama acısı paylaşılmadı. Gurbetçi ne dinlendi, ne de yaşadıkları kabul edildi.
Bir dönem barış dendi. Açılım dendi. Ama gurbetçiye açılım yapılmadı. Ne yaşadığı travma tanındı ne de bu gidişin sebebi devlet diliyle anlatıldı. Her şey fakirlikle açıklandı. Oysa bu sadece yoksulluk değildi.
Gurbetçilik, bir nesle ödetilen bir devlet kararıydı. Ve bedeli kuşaklara yayıldı. Bir özür gelmedi. Ama beklenti bitmedi. Birinci nesil emekli oldu. Birçoğu Hakk’ın rahmetine kavuştu. Susarak gitti. Hesap sormadan gitti. Geriye kalanlar var. İkinci ve üçüncü nesil.
Bütün bunlara rağmen bir şey hiç eksilmedi. Bu insanların vatanına olan bağlılığı, bayrağına olan duygusu. Aksine, uzak kaldıkça güçlendi. Hasretle büyüdü. Yoklukla sertleşti. Ama bu bağlılık hep tek taraflı kaldı. Sevgi vardı, karşılık yoktu. Sadakat vardı, sahiplenme yoktu.
Gurbetçi vazgeçmedi. Ülkesinden kopmadı. Bayrağını indirmedi. Ama ülke, onu her zaman hissetmedi. Bu yüzden bu ilişki bir aidiyet hikâyesi değil, tek taraflı bir aşk olarak kaldı.
Gurbet fakirlik değildi. Bu, bir devlet tercihinin insanlara ödettiği bedeldi.
Çetin Ay
BWA Başkanı
