Aslında bu konuda yazmak istemedim. İstemedim ama susmak da işin kolay tarafı.
Hani "ne suya, ne de sabuna dokunmadan" ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmak; bu da bana ters geliyor.
Kolayı herkes yapar, iş; zoru yapmakta.
Günlerdir şu "Bedel" konusu çok kafama takıldı.
"Hanımefendi", aday olmayarak tüm sorumluluğu alıp, bedeli de kendisinin ödediğini iddia edip öylece gidiverdi..
Ama hakkını yemeyeyim. Geçen seferki gibi; parmağını kaldırıp, tüm üst kurul delegelerini, partilileri "Hadsizler, şımarıklar!" diye bağırıp, azarlamadı.
Giderayak kimsenin kalbini kırmak istemedi demek.
Hassas(!) biri ne de olsa.
Bedelin tamamını, kendisinin giderek ödediğini düşünüyor.
Belki de böyle düşünmek işine mi geliyor, bilemem.
Ama bildiğim bir şey varsa, o da; böyle bedel ödenmeyeceği!
Bedeli mücadele eden, zorluklar karşısında yılmayan, dik duranlar öder. Kendisine yapılan tüm haksızlıklara rağmen partisi zarar görmesin diye hâlâ suskun kalanlar öder.
Hem sen ne zaman bedel ödedin ki, şimdi de ödeyesin?
Eşin, çocuğun işinden mi oldular? Onlara iş yerinde mobing mi uygulandı?
Tehdit mi edildiler?
Merak ediyorum:
İşinden olacağın korkusuyla gelecek endişesi duydun mu sen hiç?.....
Hiç sanmıyorum.
Çaresizliği sen nereden bileceksin ki?
İşte; bedel ödemek budur!
Elbette insan yaşamadığı bir şeyi bilemez. Oysa partinin kuruluşunda yer alan herkes çok ağır bedeller ödedi. İnanmazsın içlerinde hâlâ ödemeye devam edenler var.
Sen tabii bilmezsin, nereden bileceksin ki?
En azından neler yaşadıklarını keşke anlatabilselerdi sana, ama nerdeee...
Sana ulaşmak ne mümkün!
Hatırladın mı; henüz parti bir yılını bile doldurmamışken yapılan eleştirileri kaldıramayıp, "Küstüm oynamıyorum" deyip terk etmiştin partiyi.
Bedelli askerliği asla onaylamasam da; o ortamda bile, ödemen gereken bir bedel var. Öyle elini kolunu sallaya sallaya, çekirdek çitleyerek tezkereyi vermezler adama..
Madem bedel nasıl ödenir bilmiyorsun.
Anlatayım da dinle o zaman...
Mesela; yaptığın gafların, hataların, yanlışların hesabını tüm delegelerin huzurunda verebilirdin.
Nedenlerini, kendince haklı sebeplerini dile getirebilirdin.
Mesela; altılı masayı neden terk ettiğini, üç gün sonrasında da neden oturmak zorunda kaldığını anlatabilirdin.
Mesela; son genel seçimlerdeki listelerde yer alan bazı isimlerin ne sıfatlarla ilk sıralara yazıldığını açıklayabilirdin. Çok da iyi olur, bizler de sayende öğrenirdik.
Çünkü hâlâ merak ve hayretler içindeyiz...
Adeta hezimete çanak tutan "Özü Başına" seçime girmeyi kabul eden; onaylayan veya seyirci kalan yardımcılarını, GİK üyelerini de bi güzel kapının önüne koyabilirdin..
İşte, böyle bedel ödenir.
O zaman olurdu.
Ha bir de; yıllardır sana inanarak birlikte yola çıktığın ama çoğunu bile hatırlamadığın o cesur insanlardan helallik alabilirdin.
Tabii alabilirsen!
Sen bunların hiçbirini yapmadan, "Hadi bana Allahaısmarladık!" diyorsun. "Ne haliniz varsa görün." demeye getiriyorsun.
Üstüne de giderayak yaptığın hamle ile, "Madem ben yokum,, bu parti de olmasın zaten!" diyerek yedi yıldır emek veren, umut bağlayan nice güzel insanı yok sayıyorsun yine...
Gerçi bu insanları ne zaman önemsedin ki, giderken önemli göresin?
Sen "bedel ödedim" diyorsun, hadi bunu kabul ettik diyelim. Peki hesabı kim ödeyecek?
Yüzde onları, on beşleri hatta daha da yukarıları gören bu partinin oylarının neden yüzde dörtlere düştüğünün hesabını sen değil, Kilimci Kör Hasan mı verecek?
Sekiz daireli bir apartmanın yöneticisi bile, senin gibi hesap vermeden gitmez, gidemez...
Herkes kendisine yakışanı yaparmış.
Ne diyelim?
Böyle bedele de can kurban!
Tansel GEYİK


