Bulunduğumuz coğrafyanın asırlardır avantajlarını da dezavantajlarını da yaşıyoruz. Tarihi ipek yolu, günümüzde enerji koridoru ve Çin’in bir kuşak bir yol projesinin mecburi istikamet noktası Türkiye. Tarih boyunca süper güçlerin gözü bu topraklarda olmuştur. O yüzden bu coğrafyada gelişen hiçbir olaya; salt Misak-ı Milli sınırlarından bakamayız. Asya steplerinden Viyana kapılarına, Afrika’nın ortalarına bir zaviyeden bakmak zorundayız.
Perulu bir diplomat olan Oswaldo De Rivero'nun 2001 yılında yayınladığı "Kalkınma Efsanesi: 21. Yüzyılın Bağımsız Yaşayamayan Ekonomileri" kitabında belirttiği gibi; dünya düzeni tek bir "süpergüç"'ün hegemonyasında kaldığı sürece çatışmalar eksik olmaz. Sovyetlerin yıkılmasıyla galibiyetini ilan eden ABD, aslında gücünü bir nebze bölgesel güçlerle paylaşma yolunu tercih eder. Bunu; gücü paylaşmanın fazilet olmasından değil de bir nevi eli mahkûm olduğundan yapmıştır. De Rivero' nun; yeni bölgesel güç Türkiye öngörüsüne; siyasi istikrarsızlığın hüküm sürdüğü, koalisyon hükümetleriyle yönetilen ve ekonomik krizin damga vurduğu, bankaların soyulup batırıldığı 2001 yılında hangimiz inanabilirdik?
ABD ve İngiltere Türkiye'nin bu gelişiminin kendi çıkarlarına da uygun olduğunu gördükleri için başlarda desteklerken ya da engel olmazken; Fransa, Almanya, son dönem hariç Rusya ve İran bloğu ise bu gelişmemizi istemiyor, köstek oluyordu.
Ak Parti iktidarında, başlarda ABD ve Avrupa’nın sempati ile bakabildiği Türkiye’nin dünyaya verdiği bazı fotoğraflarla, Türkiye artık haddini aşmaya başlamıştı. Batı bloğunca Türkiye’ye sınırlarını tekrar hatırlatma gereği duydular. Türkiye ihracatını artırdıkça, ürettikçe, savunma sanayinde ilerledikçe, politikada daha çok söz sahibi oldukça, bel altından vuruşlar başladı. Ekonomik yönden faiz lobisi devreye girdi, kur saldırısı yaptılar. Derecelendirme kuruluşlarının Manipülasyonları ile karşılaştık. Öyle ki batık iki ülke olan İrlanda ve Yunanistan’ın notu yükseltilirken bizim notumuz düşürüldü. Krizin tırmandırıldığı dönemde bile Türkiye, bütçe dengesi bakımından
AB Kriterlerine uygundu, cari açık ise kontrol altında idi.
Türkiye fillerin tepişmek istediği bu coğrafyada bölgesel ve küresel bir güç olarak ilerliyor. Dikkatiniz çekmiştir; yabancı basında eskiden Türkiye ile ilgili haberler küçük puntolarla iç sayfadan verilirdi. Uzunca bir süredir The Economist, Financial Times Der Spiegel, Le Mond, Le Figaro; New York Times vb. yayınlarda ülkemiz ile ilgili hemen her gün birinde olmazsa ötekinde mutlaka bir habere, yoruma rastlarsınız. Eski Türkiye olmadığımız için son yıllarda çıkan haberler aleyhte haberledir..
Bu coğrafya Bir çağın kapanıp yeni bir çağın açıldığı coğrafyadır, Dünyaya süper güç olarak 6 asra yakın nizam verilen bir coğrafya, Ticaret ve enerji yollarının kapısı bir coğrafya. Bundan dolayıdır ki; etrafımız tamamen ateş çemberidir. Yeni harita çalışmaları yapanlar, Osmanlı’nın son döneminde yaşadığımız şartları oluşturulmaya hatta dayatılmaya çalışıyorlar. NATO’da müttefik (!) olduğumuz ülkeler ise bu işin failidir. Türkiye hiçbir zaman uydu devlet olmadı ve olamaz.
Milli mücadelemiz her yüz yılda bir yenileniyor. Meksika halk kahramanı EmilianoHYPERLINK "https://eksisozluk.com/?q=emiliano+zapata" HYPERLINK "https://eksisozluk.com/?q=emiliano+zapata"Zapata'nın “Es mejor morir de pie que vivir de rodillas (diz üstü yaşamaktansa; ayakta ölmeyi tercih ederim)” noktasındayız. Diplomasinin bütün inceliklerini ve dengeleri kullanarak yolumuza devam ederken; seyir defterimizde “ya istiklal ya ölüm” yazar.
Uluslararası hukuk nedir diye sorulduğunda; hak hukuk gibi kelime oyunlarına itibar etmez, fiili cevabın; “ülkelerin bilek gücüne bağlı olarak yapılan uygulamalardır” Halk diliyle anlatırsak; “ben yaptım oldu” gerçeğini bilen bir milletiz. Bunun için savunma tahkimatını sağlama almak zorundayız. Müttefik gözüken ülkelerin Patriot vermeyerek, gardımızı düşürmeye çalışmalarına S-400 hamlesi bütün dayatmalara karşı dik ve doğru bir duruştur. Keza F-35 savaş uçağı projesinden çıkarılmaya karşı alternatif savaş uçaklarına yönelmek, (Rusya’nın; SU-57 savaş uçağı gibi) aklın gereğidir. En güzeli de Milli muharip uçak yapımına başlamamızdır.
Bazen sorumluluğun yorduğu insanların bunalıp "keşke Norveç’li olsaydım da en büyük derdim ve tasam bu seneki somon balığı rekoltesi olsaydı" diye içlerinden geçirirler ya, işte biz o konumda hiçbir zaman olamayız. Çünkü bu coğrafyada doğmayı onur biliriz, yaşamak ise çok ciddi sorumluluk ve bedel gerektiriyor.
Dünya ve bölge gündemi sıcak ve yoğundur. Bize karşı taşeronlar eliyle (şimdilik terör örgütleriyle) yürütülen bir savaşın ortasındayız.
Türkiye’de genel muhalif yapı, hala o bilindik soğuk savaş dönemi kalıplarından sıyrılabilmiş değil. Katı bir karşı duruşta ısrar ediyorlar. Bu konjonktürde Türkiye’nin refleksleri neler olmalıdır yerine; Arap Baharı diye adlandırılan aldatmaya bakıp uzun bir süre “Türk Baharı” neden olmasın safsatasını dillendirdiler.
Batılı gelişmiş ülkelerin Arap toplumlarının demokrasiye geçmeleri diye bir dertleri olmamıştır, hiçbir zamanda olmaz! (olsaydı Mısır’da yapılan darbeye darbe derlerdi) Arap baharından amaç; yeni tüketim alanları açmak, kredi kartı kullanan Arap toplumları oluşturmaktır. Türkiye bu baharı 43 yıl önce 24 Ocak kararları ile yaşadı. Bu kararlar 1980 darbesiyle hayat buldu ve biz karma ekonomik sistemden serbest piyasa ekonomisine geçtik. Bizden sonra da bu baharı Berlin duvarının yıkılmasıyla Sovyet bloğu yaşadı. Dünün sosyalistleri bir anda serbest piyasacı oldu.
Berlin Duvarı'nın yıkılıp Amerikan tipi yaşam tarzının ve liberalizmin zaferini ilan etmesiyle, Francis Fukuyama adlı Japon-Amerikalı siyaset bilimci de, yazdığı "Tarihin Sonu ve Son İnsan" adlı kitapla vizyon olarak artık uygarlığın ulaşabileceği en yüce seviyeye gelindiğini, bundan ötesi olmadığını belirtmişti. Fukuyama batının teknik seviyesine öyle inanmış ki, geçilemez taklit edilemez inancındadır. Oysa onun gördüğü seviyenin çok daha ötesinin tarihi yazılmaya devam ediyor ve edecektir!
Fukuyama’ya “Vizyon” öyle değil böyle olur diyelim 952 sene öncesine uzanalım..
Size öyle bir vatan aldım ki; Ebediyen sizin olacaktır (Yıl 1071 Sultan Alparslan)


