Kibrinle sular, hırsınla büyütürsen
Meyvesi ızdırap olan “dalâlet” ağacına
Bekçi olursun.
Bu üç mısra, bugün yaşadığımız sosyal, ekonomik ve siyasal buhranın kısa ama sarsıcı bir özetidir. Çünkü çağımızın en büyük problemi, kötülüğü işleyenlerden çok, onu büyüten, besleyen ve koruyanlardır. Dalâlet, bir anda ortaya çıkmaz. Önce kibirle sulanır, sonra hırsla büyütülür. En sonunda ise başına bir “bekçi” dikilir.
Sosyal hayatta bu bekçilik, susarak yapılır. Yanlışı görüp konuşmamak, adaletsizliği bilip geçiştirmek, ahlâksızlığı normalleştirmek… İnsan zamanla şunu demeye başlar: “Beni ilgilendirmez.” Oysa tam da o anda ilgilendirmeye başlamıştır. Çünkü kötülük, karşısında duranlarla değil, önünde eğilenlerle büyür. Kibir, insanı hakikatten koparır, hırs ise vicdanını susturur. Geriye, kalabalıklar içinde yalnızlaşmış ama suskunluğuyla suç ortağı hâline gelmiş bireyler kalır.
Ticarette de manzara farklı değildir. Kâr, tek hedef hâline geldiğinde ahlâk yük sayılır. “Piyasa böyle” cümlesi, her türlü haksızlığın örtüsüne dönüşür. Çalışanı ezen, müşteriyi yanıltan, ortağını harcayan bu zihniyet kısa vadede büyüdüğünü zanneder. Oysa içeriden çürür. Güven bittiğinde, rakamların hiçbir anlamı kalmaz. Hırsla büyütülen her ticari yapı, bir gün kendi ağırlığı altında çöker. Ve çoğu zaman yıkımın sebebi yanlış kararlar değil, o yanlışlara itiraz etmeyen bekçilerdir.
Siyasette ise dalâlet ağacı daha tehlikelidir. Çünkü burada bedelini birey değil, toplum öder. Gücün emanet olduğunu unutanlar, onu mülk gibi kullanmaya başlar. Hakikat yerini alkışa, liyakat yerini sadakate bırakır. Yanlış bilinir ama söylenmez. Çünkü koltuk, doğrudan daha değerlidir. Böyle bir ortamda kötülük kurumsallaşır. Suskunluk ise erdem gibi pazarlanır. Oysa tarih bize defalarca göstermiştir: Devletleri yıkan şey, düşmanların saldırısı değil, içeride yanlışlara bekçilik eden sessizliktir.
Bugün herkes bir taraf seçmek zorunda. Ya hakikatin tarafında duracağız, ya da “bana dokunmayan yılan” diyerek dalâlet ağacının gölgesinde nöbet tutacağız. Kimse kendini kandırmasın. Tarafsızlık yoktur. Suskunluk da bir tercihtir. Ve çoğu zaman en tehlikelisidir.
Derdim kimseyi itham etmek değil. Ama şunu açıkça söylemek zorundayım, kibirle sulanan, hırsla büyütülen her yapı, ister insan olsun, ister şirket, ister devlet… Sonunda ızdırap üretir. O ızdırabın kime dokunacağı ise sadece zaman meselesidir.
Asıl mesele şudur:
Biz bu ağacı kesmeye mi talibiz, yoksa başında bekçilik yapmaya mı?
Çünkü insan, sonunda neyi beslediyse, onun gölgesinde kalır.
S. Tarkan Bozkurt
