Son günlerde kamuoyunu derinden sarsan bir olay yaşandı. Bir öğretmen, kendi öğrencisi tarafından hayatını kaybetti.
Okul gibi güvenin, bilginin ve saygının olması gereken bir yerde yaşanan bu olay yalnızca bir suç haberi değildir.
Bu olay aynı zamanda toplum olarak içinde bulunduğumuz değerler dünyasını, eğitim anlayışımızı ve çocuklarımızı nasıl yetiştirdiğimizi sorgulamamıza neden olan büyük bir trajedidir.
Okullar yalnızca ders anlatılan kurumlar değildir…
Okullar aynı zamanda bireyin karakterinin şekillendiği, toplumsal değerlerin öğretildiği ve insan olmanın anlamının öğrenildiği yerlerdir.
Bir çocuk saygıyı, empatiyi, sorumluluğu ve birlikte yaşamayı büyük ölçüde okul ortamında öğrenir.
Ancak son yıllarda okullarda artan şiddet olayları, eğitim ortamlarının giderek daha fazla riskle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.
Bu noktada aile faktörünü göz ardı etmek mümkün değildir. Çünkü bir çocuk hayata dair ilk davranış kalıplarını evinde öğrenir.
Aile içinde kullanılan dil, sorunların nasıl çözüldüğü ve öfkenin nasıl ifade edildiği çocuk için bir model oluşturur.
Eğer bir çocuk evinde sürekli bağırmanın, sertliğin ya da şiddetin normal bir iletişim biçimi olduğunu görüyorsa, bu davranış biçimini hayatın diğer alanlarına da taşıyabilir.
Günümüz gençliği aynı zamanda dijital dünyanın etkisi altında büyüyor…
Sosyal medyada sıkça karşılaşılan sert dil, hakaret kültürü ve şiddeti normalleştiren içerikler gençlerin duygu dünyasını doğrudan etkileyebiliyor.
Şiddetin sıradanlaştığı bir ortamda büyüyen gençler, zamanla bu davranışları olağan bir tepki biçimi olarak görebiliyor.
Öte yandan okullarda güvenlik konusu da artık çok daha ciddi bir şekilde ele alınmalıdır.
Okul, öğrenciler ve öğretmenler için güvenli bir alan olmak zorundadır. Bir öğretmenin görevini yaparken kendini güvende hissetmemesi kabul edilemez bir durumdur.
Bu nedenle okullarda güvenlik görevlilerinin bulunması, giriş ve çıkışların kontrol altına alınması ve rehberlik hizmetlerinin güçlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.
Ancak güvenlik yalnızca fiziksel önlemlerle sağlanamaz.
Güvenli bir okul ortamı aynı zamanda güçlü bir iletişim kültürüyle mümkündür.
Öğrencilerin kendilerini ifade edebildikleri, sorunlarını paylaşabildikleri ve anlaşılabildiklerini hissettikleri bir eğitim ortamı şiddetin önlenmesinde büyük rol oynar.
Öğretmenler bu sürecin en önemli aktörlerinden biridir.
Öğretmenlik yalnızca bilgi aktarmak değildir; aynı zamanda bir öğrencinin hayatına dokunmak, onu anlamak ve doğru yönlendirmektir. Bir öğretmen bazen bir öğrencinin hayatındaki en önemli rehber olabilir.
Şiddet çoğu zaman bir anda ortaya çıkan bir davranış değildir.
Şiddet, uzun süre biriken öfkenin, anlaşılmama duygusunun ve iletişim eksikliğinin sonucudur.
Bu nedenle çözüm yalnızca cezalarla değil; eğitim, iletişim ve toplumsal bilinçle mümkündür.
Aileler, okullar ve toplum birlikte hareket etmediği sürece bu sorunun çözümü kolay değildir. Çocuklara küçük yaşlardan itibaren empatiyi, saygıyı ve sağlıklı iletişim becerilerini öğretmek zorundayız.
Bugün yaşanan bu acı olay bize bir gerçeği bir kez daha hatırlatıyor: Eğitim yalnızca bilgi vermek değildir, insan yetiştirmektir. Eğer okullarımızda güveni, saygıyı ve merhameti yeniden inşa edemezsek yalnızca eğitim sistemimizi değil, geleceğimizi de riske atmış oluruz. Çünkü güçlü bir toplum, güvenli okullar ve sağlıklı yetişen nesillerle mümkündür
Gözde ŞAHİN
Program Sunucusu-Eğitimci.
