Bir toplumun ahlâkı, büyük nutuklarında değil, küçük davranışlarında gizlidir…
Sokakta yürürken bir çocuğun başını okşayan adamda, kimse görmeden bir öğrencinin cebine harçlık koyan esnafta, komşusunun kapısına bir torba erzak bırakan kadında saklıdır toplumun gerçek karakteri. Çünkü toplum dediğimiz şey, aslında görünmeyen iyiliklerin toplamıdır.
Bizim zamanımızın en büyük yanılgılarından biri, iyiliği görünür kılmaya çalışırken onu gösteriye dönüştürmemiz oldu.
Yardım kolileri artık ihtiyaç sahiplerinden önce kameralarla buluşuyor. Bir el uzanmadan önce bir fotoğraf çekiliyor. Bir yoksulun kapısı çalınmadan evvel sosyal medya metni hazırlanıyor. Böyle olunca iyilik, kalpten çıkan bir merhamet olmaktan çıkıp, vitrinde sergilenen bir eşyaya dönüşüyor.
Oysa iyilik, vitrine konduğu anda değer kaybetmeye başlar.
Çünkü iyiliğin kıymeti, bilinmesinde değil, hissedilmesindedir. Bir insanın onurunu incitmeden yardım edebilmek, aslında yardımın en büyüğüdür. Bazen verdiğin şey değil, vermediğin mahcubiyet iyiliktir.
Kadim zamanlarda iyilik, bir medeniyet meselesiydi.
Vakıflar bunun için kurulurdu. Kuşlar aç kalmasın diye vakıf kuran bir anlayıştan geliyoruz biz. Kervan yolda kalmasın diye han yapan, yolcu üşümesin diye aşevi kuran, borcundan dolayı hapse düşenleri kurtarmak için sandık oluşturan bir medeniyetin çocuklarıyız. Bu medeniyet, iyiliği organizasyonla değil vicdanla kurmuştu.
Bugün ise iyilik bazen bir kampanya, bir proje, bir etkinlik başlığı gibi sunuluyor. Oysa iyilik, proje değil karakter meselesidir. Kampanya ile yapılan yardım biter ama karakter ile yapılan iyilik ömür boyu sürer.
Şunu unutmamak gerekir: Bir toplumda iyilik ne kadar sessiz yapılıyorsa, o toplum o kadar güçlüdür. Çünkü sessiz iyilik, reklam için değil, gerçekten ihtiyaç olduğu için yapılır. Sessiz iyilikte gösteriş yoktur, hesap yoktur, karşılık beklentisi yoktur. Orada sadece insanlığın icabı vardır.
Belki de bu çağın en büyük fakirliği para fakirliği değil, merhamet fakirliğidir.
İnsanlar artık açlıktan çok yalnızlıktan, yoksulluktan çok değersizlik hissinden yoruluyor. Bazen bir insanı ayağa kaldıran şey para değil, hatırlanmış olmaktır. Kapısının çalınmasıdır. Birinin “Ben buradayım” demesidir.
İyilik bazen bir paket değil, bir selamdır.
İyilik bazen bir zarf değil, bir hatır sormadır.
İyilik bazen para değil, vakit ayırmaktır.
İyilik bazen konuşmak değil, dinlemektir.
Bu yüzden iyiliği büyütmek istiyorsak, organizasyonları değil vicdanları büyütmemiz gerekir.
Çünkü vicdan varsa iyilik zaten olur. Ama vicdan yoksa yapılan şey yardım değil, sadece dağıtımdır.
İyilik eylemlerimizi endüstriyel çağın barkodlanmış paket şov programlarına dönüştürmeyelim.
Sessiz sakin iyilikler hem kişiliğimizi hem de toplumsal dayanışmamızı güçlü kılar
S. Tarkan Bozkurt


