Son günlerde beynimizi ve kalbimizi yaralayan gelişmelerden biride “Suça sürüklenen veya suça yönlendirilen çocuklarımız”.
Bu sorun geleceğimiz ve insanlık açısından en önemli ve en büyük sorunların ilkleri arasındadır. İnsanın bozulması felaketi beraberinde getirir.
Yapılan araştırmalara göre son on yılda suç işleyen çocuk sayısında önemli artışlar var. Tehlikenin farkında olan anne-babalar ile devletin ilgili kuruluşları tedirginlik içinde. Henüz tam anlamıyla bu konuda nasıl bir yol izleneceği tespit edilmiş değil.
TUİK verilerine göre 2015’te suça sürüklenen çocuk sayısı 158.560, 2022’de 176 bin 128, 2023’de 177 bin 174’e ve ondan sonraki yıllar da ise 188 bin 926 olarak kayıtlara geçmiş. Gittikçe yükseliyor.
Yazımın hazırlandığı güne kadar da olaylar devam ediyor. İstanbul’da Pazarda bıçaklanan 14 yaşındaki bir çocuk,
Ankara’da kız kardeşine sarkıntılık yapan çocuklara müdahale ettiği için öldürülen çocuk ve çocuk yaştaki katiller,
Daha 12-13 yaşlarında ki yarının anne adayları ortaokul öğrencisi kızların parklarda saç saça kavgaları,
Uyuşturucu batağına düşürülmüş çocuklarımız.
Eskişehir’de bir öğrencinin okul arkadaşı 4 öğrenci tarafından iki ay sıvı ile beslenmek zorunda kalacak şekilde dövülmesi,
Tekirdağ/Süleymanpaşa ilçesinde 16 yaşındaki bir çocuğun yaşıtı çocuk tarafından vurulması,
İstanbul’da suç örgütleri tarafından tetikçi olarak kullanılan çocuklar,
Basına düşen veya dikkatimize takılan olaylar. Hırsızlık, kapkaç, uyuşturucu kullanmak, satmak, bilumum suçları işleyen çocuklar.
Ayrıca PKK gibi bölücü cinayet örgütlerinin aldatarak dağa kaçırdığı, ölüm makinası haline getirilen çocuklar…
***
Ortada önemli bir sorun var. Sorun olan yerde de soruna temel teşkil eden sebeplerde vardır. Elbette ki insanın olduğu yerde suç olacaktır ama çocuklar noktasında böyle genelleme yapmak mümkün değildir.
Soru: Neden çocuklarımız suça meyilli hale geldiler? Bu soruya işlenen suça karşı verilen cezaların yeterli ve caydırıcı olmadığı cevabı verilmektedir.
Bu cevap suç işlendikten sonraki dönem için geçerli olanıdır. Ama asıl incelenmesi gereken çocuk yaştaki kız veya erkeklerin neden suça meyilli hale gelmeleridir.
Önce çocuk kelimesinin karşılığına bakalım. İlgili yerlerde; “Doğumdan başlayarak yetişkinliğe kadar devam eden süreçtir” diye tanımlanıyor. Bu süreç çocuğun toplumda veya ferdi durumda iken kendi kararlarını veremediği veya kendiyle ilgili olumlu veya olumsuz fikir sahibi olamadığı zamanlar da denilebilir.
Suçlu veya suça sürüklene çocuk cümlesi de; “kanunlarda suç olarak tanımlanan bir fiili işlediği iddiası ile hakkında soruşturma veya kovuşturma yapılan, ya da işlediği fiilden dolayı hakkında güvenlik tedbirine karar verilen çocuğu ifade eder.”
Bu sonuca gelinmesinde sosyal, ekonomik, ahlaki, kültürel ve hukuki sorunların katkısı önemlidir. Bunların hepsinden veya birinden kaynaklı olabilir.
Çocuğun suça yönlenmesinde etkin olan üç neden. a) aile b) çevre (toplum) c) çocuğun ruh yapısı.
Aile içinde ki uyum durumu, anne ve babanın kültür seviyeleri ile birbirlerine ve çocuklarına karşı davranışları, ilgi sevgi ve yol gösterme işlevini yerine getirebilmesi;
İçinde yaşadığı çevrenin ekonomik, sosyal kültürel ve ahlaki durumu. İçinde yaşadığı toplum veya çevrenin çocuğa bakış açıları, davranışları, çocuğu suça dolaylı veya dolaysız teşvik eden nedenlerdir.
Bireysel olarak ta çocuğun ruh yapısını da incelemek gerekli.
Heredotos; “İnsanın kaderi ruhunda saklıdır” , Alfred Adler’de; “ Ruhsal eğilimlerde keşfedebileceğimiz ilk şey, hareketlerimizin bir gayeye doğru yönelmiş olmasıdır” der.
Toplum içinde yaşayan, zorunlu ihtiyaçları karşılanmamış, çevrenin desteğine muhtaç çocuk için hayat kendine bir şeyler veren ama kendinden çok şeyler alan konumdadır.
Bu tip çocuklar toplumla, çevreyle sorunlu çocuklardır.
Toplumla sorunlu olan çocukların anne-babasından, mahallesinden, sosyal çevresinden, okuldan, öğretmenden önemli değerler almamışsa o çocuk zayıf çocuktur.
Zayıf bir aile, ilgisiz ve sevgisiz bir toplum, çocuğa değersizliğini hissettirilen davranışlar, Televizyonlarda ki dizilerde çok sık silahların patlaması, ölüm hadisesinin normalmiş gibi gösteren her bölümde bir veya birden fazla insanın öldürülmesi olayları zayıf çocuğu isyankâr çizgiye taşır.
Özel bir ortamda olması gereken yatak sahnelerinin hemen hemen her görsel medya da sık sık gösterilmesi de başlıca olumsuz etkenlerden biridir.
Ekonomik sıkıntısı olan ve cahil insanın sadece duygularını kullanması suça yakınlık getirir.
Birde kendine toplumda bir yer, statü kazanma düşüncesi de suça yönelmede etkindir. Toplumda öyle veya böyle ilgi görmek duygusu, iyi giyinme, kendine saygı duyulması, birilerinin kendinden korkması gibi dürtülerde önemli şıklardandır.
Birde sevgi ve ilgi açlığı bu sonuca yönelmenin önemli nedenidir. Benim bu konuda ki farklı tespitimi de siz okuyucularıma arz etmek isterim.
Çekirdek aile anne-baba ve çocuklardan oluşuyor. Şartlar gereği ailenin temel direkleri anne ve baba ekonomik sıkıntıya düşmemek için çalışmak zorundalar. Dolayısıyla anne ve babanın gününün çok saatleri dışarda geçiyor. Uykuyu ve günün yorgunluğu ve stresini de hesaba katarsak çocuklarla ayrılacak zaman kısıtlı ve kısa olduğu için yeterli olmuyor.
Çocuklarımız tatmin olacakları aile sevgisi ve ilgisinden mahrum kalıyorlar. Bebek yaşta bakımevi ve kreş, okul öncesi eğitim ve okul dönemi, yarınlarda bir iş bulabilmek için yapılan hazırlık ve çocuk geldi gençlik yaşına. Çocuk açısından elde ne var? Yalnızlık, yalnızlık, yalnızlık…
Dünlerde çekirdek aile kavramı içinde Büyük babalar ve nineler de vardı (Dedeler ve Nineler). Anne baba sevgisinin ve ilgisinin yanında bu yaşlı ve çocuk sevmenin tecrübesi oluşmuş ebeveynlerin sevgisi ve ilgisi fazla bile geliyor ve limiti tam dolduruyordu.
Yabancıların telkin ve propagandası ile aile kavramı daraltıldı. Faydalı insanlar (Dedeler ve nineler) yük haline getirildi.
Kreşe verilen, bakım evine bırakılan çocuk ebeveyn sevisinden ve ilgisinden daha fazlamı ilgi ve sevgi görüyor? Mümkün değil.
Dolayısıyla aile kavramı daraltıldı ve yetersizleştirildi. İki olumsuz sonuç çıktı ortaya. Yaşlılarımızın aile dışına yalnızlığa itilmesi ve sevgi ilgi eksikliği içinde büyüyen çocuklar.
Bugünkü problemin nedenlerinden birinin de aile kavramının daraltılması diye düşünüyorum.
Sonuç:
Çocuklarımıza zamanında yeterli sevgi ve ilgi verebilecek aile ve ekonomik ortamın temin edilmesi.
Çocuklara aile ve çevre bilincinin verilmesi, Milli Eğitim bakanlığımızın gerçek Milli Eğitim Bakanlığı gibi görev yapması, devletimizin tüm politikalarının ana ve ön hedeflerinin çocuklarımızın ve gençlerimizin iyi ve dolu yetişmesi için tüm şartların oluşturması gerekmektedir.
Suç işlendikten sonra devletimiz caydırıcı cezasını vermeli ama bununla kalmayıp hapiste iken başlamak üzere cezası bittikten sonrada suça bulaşmaması için eğitilmeli ve rehabilite edilmeli, toplumla uyuşan, yasalara uyan ahlaklı genç durumuna getirilmesini sağlamalıdır.
Yoksa bu sorun tüm sorunları geride bırakacak kadar önemlidir.
