Osmanlı zamanında Müslümanlar yüzlerce sene huzur ve güven içinde yaşadı. Yer yer fitne-fesat çıkarmak isteyenler olduysa da fazla muvaffak olamadılar. Müslümanlara saldırmak isteyenler de kolay kolay buna cesaret edemediler.
Özellikle 19. Yüzyılda kafalarımızın ve kalplerimizin ritmi farklılaşmaya başladı. Fransız İhtilali’nin cilalı sloganları gözlerimizi kamaştırdı. Muhtelif arayışlara girdik. “Milliyetçilik” akımları İslam’ın hoş görmediği “ırkçılık” duygularını tetikledi. “Ulusların, kendi kaderini tayin hakkı” kulağa çok hoş geliyordu.
Herkes kendi “ulus devletini” kurma derdine düştü. “Ümmet” olma şuurunu kaybetmeye başladık. Nihayetinde Ümmetin birliğini ve sultasını temsil eden Osmanlı Devleti’ni, dışardan İslam düşmanlarının hile, oyun ve saldırıları ile içerden de kendi ellerimizle paramparça ettik.
Müslüman toplulukları Osmanlı’dan koparmak için “bölünmeye” yardımcı olanlar, kopardıkları topraklarda yaşayan halkların “kendi kaderini tayin hakkı” diye bir şey tanımadılar. “Senin kaderini ben belirlerim” uygulaması başladı.
Üç kıtaya yayılmış devasa Osmanlı coğrafyası üzerinde onlarca “ulus devlet” kendi bayraklarını dalgalandırmaya başladılar ama hiç biri “özgür” ve “bağımsız” değildi. Onları Osmanlı’dan koparan “Efendilerin” belirlediği sınırların dışına hiçbir zaman çıkamadılar. Çıkmaya çalışan liderler bunun bedelini hayatlarıyla ödediler. İftiralar, idamlar, infazlar, suikastlar, darbeler art arda devam etti.
Birinci Dünya Savaşı ile bizim coğrafyamızı ve ümmet bilincimizi param parça edenler, İkinci Dünya Savaşı ile kendi içlerinde büyük bir savaşa girdiler. 60-80 milyon insan öldürdüler.
İkinci Dünya Savaşı’nın bitiminden birkaç sene sonra çok farklı bir süreç başladı. Bazı Avrupa ülkeleri kendi aralarında “Kömür ve Çelik Birliği”ni kurdular. Arkasından bu yapı, yeni devletlerin katılmasıyla Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET), Avrupa Topluluğu (AT) ve nihayetinde tek anayasa ile yönetilen “Avrupa Birliği” (AB) adı altında, bayrağı, parası, anayasası aynı olan bir nevi “tek devlet” haline geldi.
Avrupa Birliği oluştuğunda bu birlik Avrupa’yı dünyanın önde gelen güç merkezlerinden biri haline getirdi. Almanya, Fransa, İtalya, İspanya gibi büyük ve güçlü ülkelerin gölgesinde, Slovenya, Slovakya, Estonya, Letonya, Litvanya, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Malta ve Lüksemburg gibi ülkeler, “Birliğin” refahından, huzurundan ve sağladığı güvenden kolayca yararlandılar.
Avrupa, NATO ile ortak orduya da sahip olmuştu. Dolayısıyla bu ortak ordu hem ülkelerin savunma maliyetlerini azaltıyor hem de müşterek bir koruma sağlıyordu. Böylece Avrupa, dünyanın en müreffeh, en zengin ve en güvenli yerlerinden biri haline geldi.
Aynı durum Amerika için de geçerli. Onlarca sene birbirleriyle savaşan devletler, savaşın hiçbir şey kazandırmadığını bir kere daha tecrübe ettikten sonra bundan vazgeçip “birleşerek” “Amerika Birleşik Devletleri”ni kurdular. Şimdi 50 devlet bir arada aynı bayrak, ortak devlet ve federal anayasa ile bir arada yaşıyor. Son yıllarda bu “birlik” dağılma aşamasına gelmişse de kaç yüz sene gücünü ve etkisini korudu.
İsimlere bakarsak net olarak konu zaten anlaşılır. Avrupa ‘BİR’liği, Amerika “BİR’leşik Devletleri… Ayrılık değil BİR’lik var. Düşmanlarımız, yukarda hatırlattığımız cilalı sloganlarla ümmeti parçalarken, “ulus devletleri,” ayrışmayı teşvik ederken kendileri ısrarla birleştiler. Siyasi, toplumsal, teknolojik, ekonomik ve askeri güç haline geldiler.
Görünürde bizim de “BİR”liklerimiz” var. Arap Birliği, İslam İşbirliği Teşkilatı gibi. Ama biz bazı konularda kararlar aldık uygulayamadık. Alınan kararların uygulanmasını sağlayacak bir otorite yok. Kalplerimizin ve kafalarımızın ritmi farklı olduğu için kağıt üstündeki bu BİRLİK”ler işlevsiz kaldı. AB ve ABD tek devlet olarak hareket ediyor sonuç alıyor.
Sovyetler Birliği Afganistan’ı işgal etti, Müslüman ülkeler seyretti. Sovyetler çıktı bu defa onlarca Haçlı ülkesi birleşip Müslüman Afganistan’ı işgal etti, Müslüman ülkeler yine seyretti. Müslümanların bu dağınıklığından cesaret alan bu devletler 2003’te aynı şekilde Irak’ı işgal etti. Milyonlarca masum katledildi.
9 milyon nüfuslu İsrail, bölgedeki yüz milyonlarca Müslümandan hiç çekinmiyor. Filistin topraklarını çekirge gibi parça parça yiyor, işgal ediyor, kimse bir şey yapmıyor. Lübnan’a saldırıyor, cılız tepkiler dışında adım atılmıyor. Suriye’ye kafasına göre saldırılar düzenliyor, ses çıkmıyor. İran’ı vuruyor, ciddi bir karşılık görmüyor.
Şimdi en son ABD ile birlikte İran’a savaş başlattılar. Bu savaşın bulanık havasında İran içinden Azerbaycan’a, Türkiye’ye, Suudi Arabistan’a, Katar’a, Kuveyt’e, Bahreyn’e, Birleşik Arap Emirlikleri’ne saldırılar yapılıyor. Bu saldırıların en azından bazılarının İran tarafından yapıldığı şüpheli. İsrail ve ABD İran’ı hedef göstererek bölge ülkelerinin bu ülkeyle savaşmasını istiyor. Eğer hedeflenen bu savaş başlatılabilirse İslam dünyası ikiye yarılacak, korkunç bir Şii-Sünni savaşı ile kan gövdeyi götürecek. Bu olursa da şu anda bütün dünyanın nefretini kazanmış olan soykırım suçlusu İsrail’in yaptıkları unutulacak ve en önemlisi de bölge ülkeleri birbirini yiyip tüketeceği için İsrail’e hesap soracak halleri kalmayacak.
Kader bizi birliğe zorluyor
Bugün 9 milyon nüfuslu İsrail, oluşturduğu Siyonizm ile dünyayı kasıp kavuruyor. Yaklaşık 2.2 milyar nüfusu olan Müslümanlar bunu niçin yapamasın?
Eğer Osmanlı’nın güçlü dönemindeki gibi birliğimiz olsaydı düşmanlar buna cesaret edemezlerdi. Cesaret ettikleri takdirde de kısa zamanda bedeli ödetilirdi. Eften püften ihtilafları bir kenara itip “birlik,” “ittifak” kurmak zorundayız. Sadece Müslümanların değil bütün insanlığın buna acil ihtiyacı var.
ABD ve İsrail, İran’a saldırarak bu birliğin ne kadar zorunlu olduğunu en çarpıcı şekilde anlattı. BAE, Bahreyn, Kuveyt ve Suudi Arabistan gibi para deryasında yüzen ülkelerin nasıl bir zayıf akvaryumda yaşadıklarını, hiçbir güvenliklerinin olmadığını, güvendikleri ABD ve İsrail’in onları ansızın nasıl da sırttan vurabileceklerini daha nasıl gösterebilirlerdi?
Şimdi bir an düşünün...
Bölge ülkeleri ittifak kurarak siyasi, ekonomik ve askeri güçlerini birleştirmişler. İttifak üyesi ülkelerden birine saldırı olursa hep birlikte karşılık vereceğiz diye ilan etmişler...
Böyle bir gücü kim karşısına alarak meydan okuyabilir? Böyle bir Ortadoğu’da bırakın bu soykırımcıların her yere saldırmasını, acaba İsrail diye bir devlet kalabilir mi?
Bir olmak, birlikte olmak zorundayız. Birliğimizi dünyaya ilan etme zamanındayız.
İnşallah artık bunun zamanı gelmiştir.


