Milli açıdan öze dönüşü tetikleyen tehlikeli gelişmelere şahit olmaktayız.
Prof. Sait Yılmaz Ekim 2025 de yayınlanan “Küresel Gelişmeler ve Yeni Orta Doğu” başlıklı makalesinde, “Dünya tarihinin en kasvetli döneminde hızla ilerliyoruz. Bizi bekleyen dünya savaşı küresel nüfusun dörtte üçünü yok ederken, sonrasında biyoteknoloji sayesinde insanlık da başka bir türe evrilecek. Öncesinde Orta Doğu’da ki çatışma ortamı Kafkasya ve Türkistan üzerinden Avrasya’yı kaplayacak. Daha yakın zamanda Suriye ve Lübnan’dan sonra sırada Irak, İran, Türkiye, Azerbaycan ve Rusya’da rejim değişiklikleri var.” dediği makalesin de ve devamında hoş olmayan sonuçlardan bahsediyor.
Hocanın bu öngörüsü üzerinde düşünürken gerçekten de Türkiye’mizde ve çevresinde tehlikeli gelişmeler yaşanıyor. İç ve dış tehlikeli gelişmeleri gördükçe Türk okumuşlarında arayışlar göze çarpıyor.
Vatanı, milleti ve devleti için bir şeyler yapmak isteyen insanların tedirginliği gözle görülür halde.
Türkiye’nin etrafı normal gibi gösterilip düşmanca çalışmalar yapan ülkelerin tuzakları ile çevriliyor.
Irak’ın 3’e bölünmesi sonuç değil, bu filmin devamı ortamın müsaitleştirildiği zaman yeniden oynanmaya başlanacak.
Suriye’nin ne olacağı henüz belli değil, ama Tek Suriye olunmayacağı şimdiden görünüyor.
Uzun süredir her yönüyle ambargo altında olan İran şimdi iç çatışmalarla ismi duyuluyor. Yönetim değişikliği için ABD ve İsrail bastırmaktadır.
İsrail’in Soykırım uygulaması ile birlikte kendisine zararı dokunacağını bahane ederek çevre Ülkeleri de bombalıyor.
Rusya Ukrayna Savaşı, bu savaşın bahanesiyle ülkemiz gemilerine yapılan tacizler,
ABD ve İsrail’in akli dengelerinde sorun olduğu düşünülen iki rahatsız insanın elinde olması,
İngiltere ve güçlerini toparlayıp silahlanma yarışına giren Almanya; Fransa ile Çin ve Kuzey Kore’nin günden güne güçlenmesi,
Rusya’nın hedefindeki yerleri alma düşüncesi,
NATO’ nun fonksiyonunu yitirmesi, BM lerin bitişi, BM Güvenlik Konseyinin can çekişmesi,
İçeri de ise, son elli yılımızı menfur emelleriyle heder eden bölücü terör ve teröristler, Kaybedilen milyar dolarlar, Şehit verdiğimiz evlatlarımız ve bunların yanında toplumu en hassas notasından vuran ekonomik ve ahlaki çöküntü.
Coğrafya olarak ta çok önemli ve hassas yerdeyiz. Üç tarafımız denizlerle çevrili, Dünyanın iki önemli boğazına sahibiz, Asya ve Avrupa’yı birleştiren yerdeyiz, Afrika’nın imdat çığlıklarını duyacak kadar duyarlı bir yerdeyiz. Ve orta Doğu’nun en hassas kilit noktasındayız.
Milliyet olarak ta dikkat çeken konumdayız. Türk’üz. Adımız ve icraatlarımız tarihin ilk sayfalarından bu tarafa var. Bu nedenle ve hem de dinini en iyi savunan ve uygulayan millet olarak da Hıristiyan ve Musevi dünyasının kem bakışları üzerimizde.
Bu önemli özellikleri bünyesinde ve çevresinde barındıran Türk milleti ve devleti sıkıntılı durumdadır.
Bu duruma gelmemizin başında siyasilerimiz gelmektedir elbette. 1938’den sonra ki, hatta Atatürk’ün hükümet üzerinde ki etkisinin azalmaya başladığı 1936’dan sonra ki dönem yönetenlerinin payı büyük.
Özellikle sağcıyım, muhafazakârım diyen 1950, 1980 ve 2002 de iktidar olanların sorumluluğu büyük.
Tabi sadece sorumluluğu siyasilere yüklemekte olmaz. Resmi ve sivil bürokrasimiz, aydınlarımız, okumuş dediğimiz kesim, eğitim sistemimiz ve Türklük şuurunu, sorumluluğunu ve gururunu üzerine almayan basınımızın bir kısmının da bu sonuçta büyük paylarını unutmamak gerekir.
Bu sıkıntılardan tehlikelerden korunmak için bir şeyler yapmak isteyenler var. Bunlardan biride geçen Cumartesi günü davetlerine icabet ettiğim “Öze Dönüş Hareketi” isimli Sivil Toplum Kuruluşu. Vatan için neler yapılabilir i tartıştılar. Tabi o kalabalıkta genç oranının çok düşük olması düşündürücü.
Bu düşünceyle hareket eden STK lara teşekkür etmemek elde değil.
Ama çok dağınık durumdalar. Sadece aynı kökten gelen 11 adet siyasi Parti olduğu bir gerçek. Vatan millet sevgisi aşkı ile hareket ettiğini söyleyen başka partilerle beraber sayı daha da fazlalaşır.
Bu diğer STK lar açısından da böyle. Sadece Ankara’da Milliyetçilik duygusu ve görüşü ile hareket ettiğini söyleyen dernek sayısı tahminimce 50 sayısını geçer. Buna yurt sathındakileri de katarsak bu sayı katlanır da katlanır.
Böylelikle ortaya iyi niyetli ama organize olamamış, bölünmüş bir güç çıkar.
Bu durumu olumluya faydalıya çevirecek gelişmelerin olması lazım.
Nasıl olur, kim yapar bilmem.
Ama yapılması şart.
