Ortaya çıkan korkunç tablo gelişebilecek olayları ön görmek için olup bitenleri iyi analiz etmekte fayda var. Gelişen olaylara göre pozisyon almak gerekiyor. Yürütülen diplomasi trafiği devletlerin tümündeki açıklık insanı korkutuyor. Adeta pozisyonlarını hiç mi hiç gizlemiyorlar. Hiçbir karanlığa yer vermeyecek kadar açık ve net anlaşılır dilden söylüyorlar. Adeta güncelliyorlar. Öncelikle Rusya Federasyonu ve Batı Dünyası Suriye’de İran’a şans tanımamakta. Rusya ve İran güçleri Suriye’de istenmemekte.
İsrail de Arapların desteği ile bu stratejinin askeri ayağını temsil etmekte hiç gecikmiyor. Oluşan boşluğu hemen dolduruyor. İkincisi İsrail İransız laik bir Suriye’den yana. Suriye Devleti’ni tercihen Esad Rejiminin en azından Fırat Nehri’nin Doğusundaki bölgelerde yeniden hâkim olmasını tutunmasını istiyor. Bunun için Fransa’dan daha çok Rusya Federasyonu’nun varlığını tercih ediyor. Öte yandan Orta Doğu’da azalan nüfusunu yeniden kazanmaya çalışan İngiltere İslam Dünyası’ndaki tarihi bağlarını yeniden güçlendirmeye çalışmak istiyor. Yine İslam Ümmet kimliği ile Türkiye’yi destekliyor gibi gözüküyor. Türkiye’yi yönlendirmeye çalışıyor. El altından kendi stratejisini geçmişte olduğu gibi sessiz sedasız hayata geçirmek istiyor. ABD’ne karşı İran etkisini kırmak için en iyi yöntemin ılımlı İslam ve Ümmet kavramını kullanarak BOP başkanlığını Türkiye tarafından tesis etmek istiyor. ABD Fransa ve İsrail Rusya Federasyonu ile bağları kesildiği takdirde yeni BOP başkanı İran Cumhurbaşkanı Pezeşkiya’nın mevcut resmi dönüştürmesi Batı Dünyası’nın lehine yeni bir düzen kurulabileceğini görüyor.
Batı ülkeleri ve Rusya Federasyonu Kürt kartını ellerinde tutmak için yarışıyorlar. İsrail kendisine müzahir bir Kürt devleti konusunda İbrahim Paktı bileşenleri ile hareket ediyor. Bölgedeki insan hakları ihlalleri özellikle Hristiyan ve Kürt Yezidilerin durumunu yakından takip ediyor. Terörist gruplarla karşı mücadele kapsamında hem İran yanlısı hem de HTŞ’ye karşı önlemler geliştiriyor.