HODRİ MEYDAN
İşte 2012 yılındaki köşe yazımın değişmeden aynısı
AK PARTİ’DEN ÖNCE MİLLİ İSTİHBARAT KİMLERE ÇALIŞIYORDU
1993 yılının Ocak ayının 10’unda Demirel bir protokol imzalamak üzere Şam’a gitti ve burada protokol imzalandı. Bu protokolde Türkiye ile Ortadoğu’da aktif işbirliği yapılması için not düşüldü ve PKK’nın tasviye edilmesi için karar alındı. İşte bu protokolden sonra düğmeye basıldı o günlerde tanıştığımız Ergenekon-PKK bağlantısının net delillerine Rahmetli Uğur Mumcu hakimdi ve Uğur Mumcu bütün bu bilgileri rahmetli Özal ile paylaşıyordu. Demirel’in Şam’daki imzaladığı protokolden 60 gün sonra Uğur Mumcu Adnan kahveci ve Eşref Bitlis Paşa aramızdan ayrıldı. Bu ölümler tartışılırken 1993 yılının Nisan ayında Turgut Özal aramızdan ayrıldı şimdi o dönemdeki Milli İstihbarata sormak istiyorum MİT’in bu ölümlerden haberi yok muydu? Bundan haberi yoktu diyemeyiz çünkü aynı dönemlerde petrol boru hattının keşif gezisinde 33 askerimiz silahsız şekilde sivil bir araçla bu bölgeye götürülüyor ve 33 askerimiz burada terör örgütü PKK tarafından şehit ettiriliyordu. Bundan da mı haberi yoktu? Eşref Bitlis Paşa’nın uçağının uçuş anında Kazım Çillioğlu aynı uçakta uçacaktı, Çillioğlu’nu kim uyardı ki Çillioğlu uçmaktan bir anda vazgeçti? Çillioğlu burada ölümden kurtarıldı ancak daha sonra neden ve kimler tarafından ölüm emri verilerek bu ölüm gerçekleşti, basında neden intihar süsü verildi? Konuşması korkusuyla acaba susturulması için mi öldürüldü?
33 askerimizin şehit edilmesini İngiliz keşif uçakları anında Londra’ya bildiriyor olaydan Türk medyası 8 saat sonra haber ediliyordu. Aynı dönemde hainler Türkiye’de medyayı ele geçirmeye karar veriyor ve Asil Nadir Türkiye’de medya devi olmaya başlıyordu. Bunu gören Özal tehlikeyi hissediyor ve gazetelere verilen sübvansiyonu kaldırmak istiyor. Özal’a ilk olarak göz dağını Kartal Demirağ aracılığıyla vermeye çalışıyorlar. Özal bu olay sonunda “Bu canı bana Allah verdi ancak Allah alır” deyince hainler rahatsız oluyor ve medya patronları bir toplantı istiyor. Bu toplantı Harbiye ordu evinin 18. katında gerçekleşiyor.
Yalnız bir konuya dikkat çekmek istiyorum, geçmiş hükümetler döneminde Suriye’de düşen uçaklarımızın tüm bakımlarını İsrail yaptı bu bir tahmindir. Suriye’de düşen uçağımızı da İsrail düşürdüğü kanısındayım çünkü uçaklarımızın bütün beyin kodları İsrail’in elinde mevcuttur.
İsrail istediği zaman bu uçaklarımızı havada kilitleyerek uçak havadayken hiçbir füze atmadan çok rahat düşürebilirler. Başbakanımıza hatırlatıyorum “Bu uçaklarla savaş yapılmaz bunların teknik aksamlarının şifrelerinin değiştirilmesi gerektiği inancındayım” bu toplantıda başta Asil Nadir baş aktör olduğu için masaya yumruğunu vurup Özal’a sen kim oluyorsun sübvansiyonları kaldırıyorsun diyerek resmen buz gibi bir hava estiriyordu. Özal’ı tehdit etmesi ve bu olayda Özal’ın soğukkanlı davranması kapıya doğru yöneldikten sonra ve çıkarken “Beyefendi bunun hesabını vereceksin” diye tehditler savurması tutmadı ve Asil Nadir geldiği gibi Türkiye’den gitti. Soruyorum bunu da MİT bilmiyor muydu? Tüm bunlar, bugüne kadar ülkemizin kalkınmasını istemeyen iç ve dış hainleri iyice rahatsız ediyordu bugüne kadar defalarca yazdım, Erdoğan hükümeti dönemine kadar MİT topladığı bilgilerin %25’ini hükümetle ve başbakanla paylaşıyordu, çünkü istihbaratın içinde İsrail parmağı ağırlık kazanıyordu. Örneğin Özal Öcalan’la defalarca görüştü, Özal Barzani ve Talabani’yi bahane ederek defalarca kuzey Irak’a gitti ve burada Öcalan ile görüşüyordu, hatta Öcalan bir görüşmede 70 kişilik bir liste veriyor ve bunların İskandinav ülkelerine gönderilmesini istiyordu. Öcalan önce Norveç’e gönderilmelerini istemiş devamında PKK’da sınırın 10 km ötesinde silahlarını bırakıp sessizce köylerine dönmeleri söylenmişti. Yine İsrail mi devreye girdi bu anlaşma hayata geçirilemedi?
Peki İsrail’e bu bilgileri kim verdi ki bu anlaşma hayata geçmedi? Özal, Kemal Yamak Paşa’yı çok seviyordu ve yanına danışman olarak aldı. Özal bir gün haftalık toplantısında Kemal Yamak Paşa’ya hepiniz Harp Okulu mezunusunuz sen Genelkurmay Başkanı olabiliyorsun da Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis Paşa neden olamıyor? Bunu bir araştırın ve altyapısını hazırlayın talimatı vermesi hem Özal’ın hem de Eşref Paşa’nın ölümüne neden oldu. Çünkü Özal ölümünden önce Teoman Paşaya, “Ne sorsam cevap alamıyorum neden bana cevap vermiyorlar?” sözleri çok anlamlı değil midir?
Sevgili okurlarım 5 senedir bu köşemden sesleniyorum 2002’den önce Türkiye’yi Türkiye Başbakanları yönetmiyordu. Türkiye’yi başta İsrail bağlantılı Ergenekon, derin devlet, PKK ve mafya yönetiyordu ve bazı medya kuruluşları da bunların yardakçılığını yapıyordu. İsrail bugünleri bildiği için Türkiye’de lider olacak Türkiye’nin kalkınmasında söz sahibi olacak kişileri tek tek yok etme planını 2005 yılına kadar sürdürdü. Örneğin Turgut Özal, Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, Muhsin Yazıcı ve Recep Yazıcıoğlu gibi vatanseverler böyle öldürüldüler. Sonra asıl hedefi Başbakan Erdoğan’a çevirdiler. Erdoğan’ın geçmişi zincir gibi gözden geçirerek her türlü önlemi almasıyla karşı atağa geçmesi başta mafyayı ve Ergenekon’un tek tek temizlenmesi ve MİT’in başına güvendiği kişiyi getirmesi İsrail hamlelerinin önünü kesmiştir. 2005 yılından sonra faili meçhul cinayetler sonlandırılmıştır.
Sevgili okurlarım sonuç olarak 2002 yılındaki Türkiye ile bugünkü Türkiye’yi değil karşılaştırmak mukayese etmek bile mümkün değildir. Bu da Recep Tayyip Erdoğan ve ekibinin sayesinde olmuştur. Bugün hainlerin tek sıkıntısı AK Parti hükümeti değil Erdoğan’dır bizim yapabileceğimiz Erdoğan ve ülkemizi Allah hainlerden korusun diye dua etmek olacaktır.


