Teknoloji çağındayız…
Her şey elimizin altında, herkes bir tık uzağımızda.
İstediğimiz bilgiye saniyeler içinde ulaşıyor, dilediğimiz insanla anında bağlantı kurabiliyoruz.
Ama bütün bu kolaylıkların arasında fark etmeden kaybettiklerimiz var.
Artık insanlar kendini anlatmayı değil, yazmayı tercih ediyor.
Çünkü yazmak daha güvenli, daha risksiz.
Ses tonunu ayarlamak yok, göz göze gelmek yok, yüzleşmek yok.
Bir mesajla duygu geçirdiğimizi sanıyoruz ama aslında sadece kaçıyoruz.
Uzun cümleler yorucu bulunuyor, derin konuşmalar erteleniyor
“Sonra konuşuruz” deniyor ama o “sonra” hiç gelmiyor.
Mesajlar çoğalıyor, bağlar inceliyor. Yanlış anlaşılmalar artıyor çünkü yazı, duygunun yerini tutmuyor.
Daha çok yazıyoruz ama daha az anlaşıyoruz.
Emojiyle anlatılmaya çalışılan hisler, eksik kalıyor.
İnsanlar duygularını kısaltıyor, cümlelerini buduyor, kendini küçültüyor.
Sessiz bir kopuş yaşanıyor ama kimse adını koymuyor.
Ekranlar parlıyor, bildirimler hiç susmuyor ama insanın içi aynı hızla yoruluyor.
Teknoloji hayatı hızlandırdı, fakat ruhu bu hıza hazırlamadı.
Görünmeyen yüz tam da burada başlıyor. Kimsenin paylaşmadığı, filtrelenmeyen, story yapılmayan bir yerde…
Yalnızlıkta, tükenmişlikte ve sürekli “yetişme” hâlinde.
Eskiden beklemek vardı. Şimdi tahammül yok.
Eskiden sohbet vardı. Şimdi “görüldü” var, ama konuşma yok.
Teknoloji bize zaman kazandırdı deniyor.
Ama o kazandığımız zamanı neyle doldurduğumuz pek konuşulmuyor.
Daha çok üretmek, daha çok tüketmek, daha çok görünmek zorundayız.
Durmak neredeyse bir lüks hâline geldi.
Bu çağ egoist değil. Bu çağ yorgun. İnsanlar anlatmaktan vazgeçiyor çünkü dinlenmeyeceklerini düşünüyorlar.
Mesaj atmak kolay, anlaşılmak zor.
Ama umut hâlâ var…
Çünkü teknoloji bizim icadımız; bizi yöneten değil, yönettiğimiz bir araç olmalı.
Belki de yapılacak ilk şey çok basit: Bir mesajı silip, bir sesi tercih etmek. Bir ekranı kapatıp, bir yüze bakmak. Bir cümleyi kısaltmak yerine, bir kalbi dinlemek.
Çünkü bağlantı her yerde var. Ama bağ kurmak hâlâ bizim elimizde
Gözde Şahin
Sunucu/Öğretmen .
