Türkiye 2009 yılında “Demokratik açılım” için adım atmıştı. Kimileri bunu Kürt açılımı olarak isimlendirmişti. 1984 Eruh baskını ile başlayan PKK terörü 25 yılını doldurmuş, milletimizi kamplara bölmüştü. Cumhurbaşkanımız o dönem başbakandı. TBMM’de ki makam odasında DTP heyeti (Bugün ki DEM Parti) kendisi ziyaret etmişti. Genel Bşk. Ahmet Türk o dönem: “Barış olsun Allah o gün benim canımı alsın” demişti. Kendisi çok arzuluydu ama Kandil baronları daha doğrusu kuklaları aynı dili konuşmuyordu.
Kukla dedik çünkü ipleri Türkiye düşmanlarının elindeydi. Onlar ne derse, o oluyordu.
Kürtler konusu bu ülkenin yumuşak karnı olarak batı tarafından devamlı kaşınmıştır.
Bugün de: “Çözüm süreci, Erdoğan desteklediği için ilerliyor. Ahenk içinde çalışan bir devlet ve iktidar var." (Ahmet Türk kapatılan DTP’nin son genel başkanı)
Osmanlı’nın külleri üzerinde Türkiye Cumhuriyeti devletini kurarken; Mustafa Kemal Paşa Kürtlere bir söz vermiş miydi? Bu konu hep tartışma konusu olmuştur.
Mustafa Kemal Paşa (Atatürk) İstiklâl Savaşı öncesinde aşiret liderlerine “destek” mektupları yazmıştı. Mesela, Cemilpaşazade Kasım Bey'e gönderdiği 11 Haziran 1919 tarihli mektupta, "Kürt kardeşlerimizin aidiyetini teminat altına almak için gerekli hak ve imtiyazları verme yanlısıyım" demiştir (Sinan Hakan Türkiye Kurulurken Kürtler, İletişim Yayınları, İstanbul 2013, s. 158-159.)
Kurtuluş savaşı verilmiş düşman kovulmuştu. Lozan’da Kürtler için azınlık statüsü öne sürülünce; bizim heyet “Kürtler Müslümandır. Azınlık statüsüne alınamaz” demiş öneri ret edilmiştir ki doğrudur. Yoksa her etnik kimlik imtiyaz peşine koşardı.
Türkiye Cumhuriyeti şeriat devleti olarak kurulmuştur. 1924 anayasası 2.madde: Türkiye Devletinin dini, dini-islâmdır (İslam dinidir) resmî dili Türkçedir; makarrı (idare merkezi, karar yeri, payitaht, başkent) Ankara şehridir.
1924 Anayasası 26. Madde Meclisin görev ve yetkileri sayılırken “Büyük Millet Meclisi ahkâmı şer’iyenin tenfizi” (şeriat hükümlerinin infazı, tatbiki, uygulaması) cümlesi ile başlar ve diğer görevlerini sayar.
Bilindiği gibi 1924 anayasası mecliste muhalif görülen (mütedeyyin Hasan Basri Çantay’dan Mehmet Akif’e) bütün muhalif vekillerin devre dışı bırakılarak oluşturulan Meclis tarafından yapılmıştır. Buna rağmen 1928 yılına kadar anayasada yukardaki maddeler vardı. Kısaca Cumhuriyetin kurucu değerlerinde İslam devleti “şeriat” vardı.
Devam eden süreçte Tek parti iktidarı, Mütedeyyin (Dindar) kesimi İstiklal mahkemeleriyle, darağaçlarıyla terbiye etmeye çalışmıştır. Kürtler bu süreçte ilave terbiyeye de tabi tutuldular.
"Şark Islahat Plânı ile (24 Eylül 1925) Kürtlerin yoğun yaşadığı il ve ilçeler sayılıyor, "Buralardaki devlet dairelerinde, mekteplerde, çarşı ve pazarda Türkçeden başka lisan kullananlar hükûmete karşı gelme suçuyla cezalandırılır" deniyordu.
8 Aralık'ta ise "Kürt" demek bile yasaklanmıştı. Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın 1928 tarihli "gizli" talimatıyla, askerî okullardaki Kürtler ayıklanmıştı! (Nuh Albayrak, Darbeden Beter Vesayetler, KTB Yayınları, İstanbul 2022, s. 249.)
Başbakan İsmet Paşa, "Bu ülkede sadece Türk ulusu ırksal haklar talep edebilir” demiştir. (Milliyet, 31 Ağustos 1930)
Tarih 21 Eylül 1930. Bu sefer Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt: “Türk, bu ülkenin yegâne efendisi, yegâne sahibidir. Saf Türk (!) soyundan olmayanların bu memlekette tek hakları vardır: Hizmetçi olma hakkı, köle olma hakkı. Dost ve düşman, hatta dağlar bu hakikati böyle bilsin.”
Aradan 64 yıl geçmiş, 1994 yılında. Anayasa ve Adalet Karma Komisyonu Başkanı, aynı zamanda eski Dışişleri Bakanı ve Büyükelçi Coşkun Kırca, DEP milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılırken aynı mantığı dile getirmiş ve Mahmut Esat Bozkurt’un sözlerini tekrarladıktan sonra, “Bu ülkede Türk olmayanların yalnızca susma hakkı vardır.” demiştir (12.11.2009 Meclis Tutanağından aldım)
Reisi Cumhur Cemal Gürsel: Diyarbakırlılara, "Bu memlekette Kürt yoktur. 'Kürdüm' diyenin suratına tükürürüm" demiştir!
Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt, Dönme Reşit Galip (Milli Eğitim Bakanı) ve Şemsettin Günaltay (8.Başbakan) 40 bin kişinin kafatasını ölçerek "Türk" olup olmadıklarına karar vermişti!
1980 öncesi anarşi döneminde yaşadığım bir olay: Bir arkadaş mezura ile benim kafamı ölçtü ve “sen Türk değilsin, iki cm eksik” dedi. Ben de gülerek “o zaman Bursa’da Türk yok denecek kadar azdır, bu çapta kafa eksikse yandın” demiştim.
Bu sefer durdu enseye doğru kemik yapısında bir çıkıntı buldu ve define bulmuş gibi sevinerek “Türk’sün Türk! hem de yörüksün” demişti. Bakanlar Başbakanlar kafatası ölçerse; sonra gelen nesli işte böyle zehirlerler. Elde mezura kafatası ölçerler.
Dünyada Fransız diye bir ırk yoktur keza İngiliz diye de bir ırk yoktur. Hatta İngilizce bilmeyen İngiltere kralları tarihte var olmuştur. Aynı şekilde Amerikan diye de bir ırk yoktur. Siz hiç Kanada ırkı diye bir ırk duydunuz mu? ama bu ülkeler etnik sorunlarla boğuşmuyor bunun içindir ki dünyanın en zengin ve önde gelen güçlü ülkeleri bunlar.
Bir anekdot: Bursa’da Ak Parti İl Başkanı olduğum dönemde Liverpool belediye başkanı Bursa’ya gelmişti, sohbet esnasında 22 Dönem vekillerimizden merhum Niyazi Pakyürek misafir başkana: Köken olarak nerelisiniz? diye sormuştu. Başkan: “Babam Kafkas kökenli, annem İsveç ben de İngiliz’im” demişti. Böyle bir cevaba Türkiye’de gülüyoruz oysa o belediye başkanı aidiyet olarak çok doğru söylüyordu.
Bizdeki bu Şovenist kafatasçı sakat bakış maalesef ülkemizde her zaman var olmuştur. Hâlâ da devam ettiğini kimse inkâr edemez.
Bilmeyenler olabilir düşüncesi ile bir not: Mimar Sinan’ın kabri açılmış kafatası çıkarılmıştır. Amaç Sinan’ın Türk olduğunu ispat etmektir. Türkler ırk itibarıyla Brakisefal (yani yassı yuvarlak kafalıdır) Mimar Sinan'ın kafatasının muayenesinde inceleme için gönderilen heyet kafatasının Brakisefal olduğunu, Sinan’ın sadece kültürel olarak değil, ırk olarak da Türk olduğunu rapor etmiştir. Fakat bu kafatası kayıptır. Nerede olduğu bilinmiyor. Güya Antoloji müzesi açılacaktı ve orada sergilenecekti. Böyle bir müze hiçbir zaman açılmamıştır. Hulasa 1935 yılında yapılan bu kafatasçılıkla kala kaldık.
Kafatasçı düşünce ile yetişenler katliam yapar! (Sabiha Gökçen, 15.6 1937 tarihli Tan gazetesi haberi) "Komutanımızdan Canlı ne görürseniz ateş edin' emri almıştık. Dersim'i acımasızca bombaladık. Asilerin (Kürtlerin) keçilerini dahi ateşe tuttuk"
II. Dünya Savaşı yıllarında, bölüğüyle birlikte Kırklareli'ne sevk edilen bir komutan, Sirkeci'deki işlemler sırasında sohbet ettiği "Yollama Kumandanı İskender Koneytıra'ya, "Karaköse Harekâtında kız-kadın, çoluk-çocuk, ihtiyar-genç 7 bin kişiyi büyük bir mağaraya soktum ve bombayla hepsini öldürdüm" demişti. Dinleyenler baygınlık geçirmişti! (Nuh Albayrak Star Gazetesi)
Başbakanı Erdoğan, bu katliamları doğrulamış ve "Devlet adına" özür dilemiştir.
Buraya kadar bir nebze Tek Parti zihniyetinin, devletin damarlarına zerk ettiği “Kürt düşmanlığı” anlatıldı. Bu bakış 1978 yılında bebek katili PKK terör örgütünü doğurmuştur. İngiliz iblisi 1.dünya savaşında Arap Osmanlı düşmanlığı üzerine yoğunlaşmıştı. Kürtler üzerinde de aynı şekilde planlar yaptılar. Kırk seneyi aşan bir süredir İngiliz fitnesinin doğurduğu tarihi belayı bertaraf etmeye çalışıyoruz.
Yazmıştım tekrar yazıyorum. Uğur Mumcu PKK ile ilgili gizli belgelere ulaştığını telefonda Cumhurbaşkanı Turgut Özal'a söyler, Özal; Eşref Bitlis Paşa ile konuşup köşke gelmelerini söylemiş. Turgut Özal bu bilgiyi Adnan Kahveci ile de paylaşmış. Bu bilgiye sahip olan dört kişi üç aydan kısa bir sürede (2 ay 23 gün) ölmüştür.
Uğur Mumcu 24 Ocak 1993 tarihinde arabasına konan bomba ile suikast sonucu, Mumcu'dan 12 gün sonra Adnan Kahveci 5 Şubat 1993 tarihinde trafik kazasında, Kahveci 'den 12 gün sonra Eşref Bitlis 17 Şubat 1993 tarihinde uçak kazasında. Bitlis Paşa'dan iki ay sonra Turgut Özal 17 Nisan 1993 tarihinde köşkte spor yaparken kalp krizi sonucu öldüler.
Bir devlet görevlisi Uğur Mumcu olayı ile ilgili "bu tuğlayı çekersek duvar üzerimize yıkılır" demişti.
PKK, İsrail uşaklığı yapıyor. Çok doğru ama; İsrail’in temellerini Filistin’de atıp, Müslümanların başına bela eden kim? Tabi ki İngiltere. Terör örgütleri ve İsrail için Mahir Kaynak: “Diyorlar ki, terör örgütleri yeni bir devlet kurma derdinde. Hayır efendim yanlış. Hiçbir örgüt devlet kuramaz. Ortadoğu’daki tüm örgütler Büyük İsrail Devleti kurulsun diye kurulmuştur”. Tespitini yapar.
Birinci dünya savaşında süper güç İngiltere idi. Bizim ve komşu coğrafyalarda haritalar çizilirken ince hesapla sınırlar kavga çıkacak şekilde belirlenmiştir. O günden bu yana içte ve dışta İngiliz’in döşediği siyasi mayınları temizlemekle meşgulüz.
İngiltere 2016 yılında Brexit ilan edip (Avrupa Birliğinden ayrılma kararı) aldığında bu sinsi devlet durup dururken, üstelik imtiyazlı ortak olduğu Avrupa Birliğinden niçin ayrılır ki, kötü şeyler olabilir diye düşünmüştüm.
Dikkat ederseniz Rusya, Ukrayna ile devam eden ihtilaflarını ilerletmiş 2022 yılında resmen Ukrayna’yı istilaya başlamıştır.
İsrail Gazze’de soykırım yapıyor. Bu arada gidip İran’ı bombalıyor. Hizbullah bahanesiyle Lübnan’ı bombalıyor, seri cinayetler işliyor.
ABD İsrail’e destek için İran’ı bombalıyor, Venezuela devlet başkanını kaçırıp ülkesine götürüyor. Kanada’ya bizim eyaletimiz ol diyor. Finlandiya’dan Grönland adasını almaya çalışıyor. Trump denen eşkıya “Beni durdurabilecek tek şey kendi ahlakım, kendi aklımdır. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok” diyor.
Hulasa dünya bir anaforda ve biz “Terörsüz Türkiye” diyerek bir bataklığı kurutmaya soyunduk. Kurutmamız elzemdir. Haftaya devam edelim
