Aileler çocuklarını gelecek için değil, canı güvende olsun diye yurtdışına gönderiyor.
Bugün konsolosluk kapılarının önünde oluşan kalabalık yalnız bir eğitim talebini değil, bir can güvenliği arayışını gösteriyor.
Dosyalarda okul adı, bölüm, dil kursu yazıyor; ancak asıl motivasyon diploma değil, hayattır.
İmkânı olan ailelerin zihnindeki soru nettir: “Burada canı güvende mi?” Bu soruya kesin bir cevap verilemediğinde karar da gecikmez; çocuk gider.
Bu kararın arkasında soyut duygular değil, her gün yaşanan somut olaylar vardır.
Televizyonlarda arka arkaya verilen cinayet haberleri, sokakta işlenen şiddet suçları, trafik kazalarında kaybedilen hayatlar ve adaletin işleyişine dair kamuoyunda yer alan tartışmalar ebeveynin zihninde tek bir gerçeği büyütür: can güvenliği.
Bu yüzden yurtdışına gidiş bir kariyer planından çok, bir korunma refleksine dönüşür.
Güven arayışı yalnız sıradan vatandaşla sınırlı kalmaz.
Hayatını riskli ve belirsiz alanlarda sürdüren insanlar da kendilerini daha güvende hissettikleri ülkelere yönelir. Bu durum bir çelişki değil, basit bir gerçektir:
İnsan canının güvende olduğunu hissettiği yere gider. Güven zayıfladığında toplumun farklı kesimlerinde aynı yönelim ortaya çıkar.
Ancak çocuk gittiğinde sorun ortadan kalkmaz. Anne baba aynı şehirde, aynı sokakta ve aynı risklerin içinde yaşamaya devam eder.
Bu tablo, göçün bireysel bir tercih değil, sistemik bir can güvenliği meselesi olduğunu gösterir.
Çocuk gitmiş olsa da ebeveynin hayatı değişmez; değişmesi gereken düzenin kendisidir.
Devletin gücü tam da burada anlam kazanır…
İnsan canı tehlikedeyse aklına başka kapı gelmemelidir.
Adalet, güvenlik ve yardım akraba ilişkilerinden, arkadaş çevresinden ya da illegal yapılardan değil, doğrudan devletten gelmelidir.
Vatandaşın can güvenliği söz konusu olduğunda alternatif düşünmemesi, güçlü devletin en temel göstergesidir.
Can güvenliğine dair tartışmaların arttığı yerde yalnız insanlar değil, sermaye de yön değiştirir.
Para da insan gibi güvenin olduğu yere gider. Hukukun ve güvenliğin tartışıldığı bir ülkede yatırım yavaşlar, üretim düşer ve sermaye kapıyı çalarak değil sessizce çıkar.
Bu noktadan sonra ekonomi güvenle büyümez; borçla ayakta kalır. Para kendiliğinden gelmez, yüksek faizle çağrılır.
Güven yoksa yatırım durur, faiz yükselir ve ülke kendi gücüyle değil dış finansmanla nefes almaya çalışır.
Vatandaş gitmeyi değil kalmayı seçiyorsa, işte orada devlet güçlüdür.
Para da insan da güvenin olduğu yere gider...
Çetin Ay
Bwa Başkanı
