Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasındaki ilişkileri stratejik ve jeopolitik ilişkinin neden kalıcı bir barışa ya da doğrudan bir savaşa evrilmediğini ABD–İran rekabetinin enerji jeopolitiği, nükleer ve füze teknolojileri, vekâlet savaşları ve çok kutuplu küresel sistem bağlamında şekillendiğidir.
Ortaya çıkan yapı ABD için “kontrollü istikrarsızlık modeli” olarak İran’ın kriz yönetiminde izlediği strateji manipülasyon politikası olan “Acem Oyunları” üzerinden ABD ve İran süreçleri kontrolleri altına almak istemektedirler.
Türkiye’nin bu süreçte üstlendiği çok katmanlı diplomatik rol, bölgesel çatışma önleme kapasitesi bağlamında değerlendirilmektedir.
ABD,İran stratejik ekseni, hem bölgesel hem de küresel güç dengelerini doğrudan etkileyen temel jeopolitik fay hatlarından biridir. 1979 İran Devrimi öncesinde enerji temelli iş birliği çerçevesinde şekillenen ilişkiler, devrim sonrasında ideolojik kopuş, rejim güvenliği ve hegemonya karşıtlığı ekseninde yeniden tanımlanmıştır.
Günümüzde bu ilişki, enerji politikalarının ötesine geçerek nükleer kapasite, balistik füze teknolojileri, İsrail’in güvenliği ve İran,Çin ilişkilerinin geleceği gibi çok boyutlu parametreler üzerinden şekillenmektedir.
ABD’nin özellikle Donald Trump döneminde benimsediği yaklaşım, askeri ve siyasi gücü büyük ölçüde ekonomik güçle ilişkilendiren pragmatik bir stratejik akla dayanmaktadır.
Bu çerçevede ABD, Orta Doğu’daki güç eksenlerini yeniden düzenlemeye çalışırken İran’ı hem bölgesel hem de küresel düzeyde dengeleme hedefi gütmektedir.
ABD,İran geriliminin stratejik temelleri,ABD,İran geriliminin merkezinde, Orta Doğu’daki nüfuz alanlarının kontrolü ve hegemonik düzenin sürdürülmesi yer almaktadır. ABD açısından İran, mevcut statükoyu zorlayan revizyonist bir aktör olarak değerlendirilirken; İran açısından ABD, rejim güvenliğini tehdit eden dışsal ve sistemik bir baskı gücü olarak algılanmaktadır. Bu karşılıklı tehdit algısı, ilişkilerin yapısal olarak çatışmaya açık ancak kontrollü biçimde yönetilen bir düzlemde kalmasına yol açmaktadır.
Caydırıcılık ve güç dengesi, ABD, Orta Doğu’daki askeri varlığını artırarak sert caydırıcılık üretmeyi hedeflemektedir. Bu askeri yığınak, doğrudan bir savaş hazırlığından ziyade İran’ın stratejik hesaplama maliyetlerini yükseltmeye yöneliktir.
Ancak bu durum, klasik güvenlik ikilemini derinleştirerek İran’ın savunma reflekslerini sertleştirmekte ve karşılıklı güvensizliği artırmaktadır.
Asimetrik strateji ve vekâlet savaşları İran’ın ABD ile doğrudan ve simetrik bir savaşa girmekten bilinçli biçimde kaçınmaktadır. Bunun yerine, Şii doktrini temelinde bölgesel güç merkezlerinde oluşturduğu yapılar ve Irak ile Yemen gibi coğrafyalarda iş birliği içinde olduğu aktörler üzerinden asimetrik karşılık stratejisi izlemektedir.
Vekil aktörler, bölgesel milis ağları ve düşük yoğunluklu çatışma araçları aracılığıyla İran, ABD’ye karşı dolaylı dengeleme hamleleri geliştirmektedir.
ABD,İran rekabeti bu bağlamda sahada doğrudan değil, vekâlet savaşları üzerinden yürütülmektedir. Bu yöntem, doğrudan savaş riskini azaltırken çatışma maliyetlerini düşürmekte; ancak aynı zamanda bölgesel istikrarsızlığı kronik hâle getirmektedir.
İsrail faktörü 12 gün savaşları ile beraber kriz , tehdit saldırı politikaları süreçleri devamlı olarak tırmandırma riskini içermektedir. İsrail, İran’ın nükleer kapasitesini varoluşsal bir tehdit olarak algılamaktadır.
İsrail’in sahip olduğu askeri ve stratejik yetenekler bölge ülkeleri açısından da potansiyel bir tehdit oluşturmasına rağmen, bölge devletleri bu durumu açık bir güvenlik söylemi hâline getirmekten kaçınmaktadır.
ABD’nin İran politikasında İsrail’in güvenlik algısı belirleyici bir parametre olarak öne çıkmakta; bu durum kontrollü krizlerin ani ve kontrolsüz biçimde tırmanma riskini artırmaktadır.
Körfez ülkeleri, güvenlik arayışı ve denge politikaları İsrail’in bölgedeki askeri hamleleri ve Katar merkezli krizler, Körfez ülkelerine Batı güvenlik şemsiyesinin mutlak bir garanti sunmadığını göstermiştir. Bu nedenle Körfez ülkeleri, ABD ile güvenlik ilişkilerini sürdürürken aynı zamanda İran ile doğrudan savaştan kaçınmaya yönelik ikili denge politikaları izlemektedir. Bu yaklaşımın temelinde rejim güvenliği, enerji istikrarı ve ekonomik süreklilik yer almaktadır.
Enerji jeopolitiği ve küresel etkiler Çin’in küresel üretim merkezi hâline gelmesi, Orta Doğu enerji kaynaklarının Çin açısından stratejik önemini artırmıştır. ABD’nin temel hedeflerinden biri, Çin’in bölgeden enerjiye erişimini sınırlamak ve enerji finansmanında doların rezerv para konumunu korumaktır.
ABD,İran gerilimi, petrol fiyatlarında oynaklık ve enerji arz güvenliği riski yaratarak küresel enflasyon baskısını artırmaktadır. Bu nedenle kriz, bölgesel olmaktan çok küresel sonuçlar doğurmaktadır.
Rusya ve Çin çok kutuplu düzenin alt cephesi İran’ı ABD karşıtı çok kutuplu düzenin işlevsel bir unsuru olarak görmektedir. Bu yaklaşım, ABD,İran krizini küresel güç rekabetinin bir alt cephesi hâline getirmekte ve ABD’nin Orta Doğu’daki baskı kapasitesini sınırlamayı hedeflemektedir.