İnsan…
Yeryüzünde yürüyen en büyük sır. Aynı bedende hem merhametin en saf hali, hem de zulmün en karanlık gölgesi saklıdır. Bu yüzden denmiştir ki:
“İnsan var insanda ziyan olur,
İnsan var insana ilaç olur.”
İnsanın insana ne olacağı, taşıdığı kalbin ve beslediği ruhun meselesidir
Tarih boyunca nice insanlar vardır ki, bulundukları yere bereket getirmişlerdir. Onların varlığı bir şifa gibi yayılmıştır çevrelerine. Bir sözleri umut olmuş, bir bakışları cesaret vermiştir. Böyle insanlar vardır ki, bir gencin yolunu aydınlatır, bir düşenin elinden tutar, bir karanlığı dağıtır. Onlar konuştuğunda kelimeler sadece ses değildir. Akıl, irfan ve vicdan olur. Onlar yürüdüğünde yollar sadece taş değildir. İz, istikamet ve dava olur.
Fakat aynı insanın bir de karanlık tarafı vardır.
Girdikleri yerde umut solar. Kıskançlıklarıyla, hasetleriyle, ihtiraslarıyla başkalarının emeğini ziyan ederler. Kimi bir gencin hevesini kırar, kimi bir dostluğun içine zehir katar, kimi de bir toplumun ruhunu çürütür. Onların varlığı bir yük gibidir. Söyledikleri söz gönül yapmaz, gönül yıkar. Attıkları adım iz bırakmaz, enkaz bırakır.
İşte bu yüzden insanın en büyük imtihanı, insan olabilmektir.
Bu noktada Anadolu’nun gönül erlerinden Nimri Dede’nin o derin sözü insanın içini titreten bir hakikati hatırlatır:
“Ben de bir insan olmaya geldim.”
Ne kadar sade ama ne kadar büyük bir söz…
İnsanın bütün ömrünü özetleyen bir hakikat.
…Bütün Mürşidlerin Tarif Ettiği
Sadıkların Menziline Yettiği
Enbiyanın Evliyanın Gittiği
İzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Ben De Bir Zamanlar Baktım Bakıldım
Nice Yıllar Bir Kemende Takıldım
O Aşkı Mecazla Yandım Yakıldım
Közde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim…”
Okumak, makam sahibi olmak, zengin olmak…
Bunların hiçbiri insan olmanın garantisi değildir. İnsan olmak; kalpte merhamet, akılda hikmet ve vicdanda adalet taşıyabilmektir. İnsan olmak; başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilmektir.
İnsan olmak; güç bulduğunda ezmemek, imkân bulduğunda paylaşmak, söz bulduğunda doğruluğu söyleyebilmektir.
Genç kardeşlerime özellikle şunu söylemek isterim:
Hayatınız boyunca çok insan tanıyacaksınız. Bazıları size yol gösterecek, bazıları ise sizi yoldan çıkarmaya çalışacaktır. Bazıları kalbinize umut ekecek, bazıları da ruhunuzdan bir parça koparacaktır. Bu yüzden insan seçmek, hayat seçmektir.
Yanınızda sizi küçülten değil büyüten insanlar olsun.
Umudunuzu söndüren değil yakan insanlar olsun.
Sizi aşağı çeken değil yukarı kaldıran insanlar olsun.
Unutmayın, insanın insana tesiri çoktur.
Bir öğretmen bir talebenin hayatını…
Bir dost bir gencin istikametini…
Bir bilge bir milletin geleceğini değiştirebilir.
Bu yüzden mesele insan olmaktan öte, nasıl bir insan olduğumuzdur.
Öyle bir insan olun ki varlığınız bulunduğu yere huzur getirsin.
Öyle bir insan olun ki sözünüz kalp incitmesin.
Öyle bir insan olun ki adınız anıldığında insanlar “iyi ki tanımışım” desin.
Çünkü bu dünya uzun bir yolculuk değildir, kısa bir misafirhanedir.İnsan…
Çünkü bu dünya uzun bir yolculuk değildir, kısa bir misafirhanedir.
Ama bu kısa misafirlikte insanın geriye bıraktığı iki şey vardır:
Birincisi kırdığı kalpler, ikincisi dokunduğu hayatlar…
Kırılan kalpler unutulmaz.
Dokunulan hayatlar ise dua olarak yaşar.
Tercih ise her zaman insanın kendisine aittir.
Ziyan olanlardan mı olacağız, yoksa bir başkasının yarasına merhem olanlardan mı…?
S. Tarkan Bozkurt yürüyen en büyük sır. Aynı bedende hem merhametin en saf hali, hem de zulmün en karanlık gölgesi saklıdır. Bu yüzden denmiştir ki:
“İnsan var insanda ziyan olur,
İnsan var insana ilaç olur.”
İnsanın insana ne olacağı, taşıdığı kalbin ve beslediği ruhun meselesidir.
Tarih boyunca nice insanlar vardır ki, bulundukları yere bereket getirmişlerdir. Onların varlığı bir şifa gibi yayılmıştır çevrelerine. Bir sözleri umut olmuş, bir bakışları cesaret vermiştir. Böyle insanlar vardır ki, bir gencin yolunu aydınlatır, bir düşenin elinden tutar, bir karanlığı dağıtır. Onlar konuştuğunda kelimeler sadece ses değildir. Akıl, irfan ve vicdan olur. Onlar yürüdüğünde yollar sadece taş değildir. İz, istikamet ve dava olur.
Fakat aynı insanın bir de karanlık tarafı vardır.
Girdikleri yerde umut solar. Kıskançlıklarıyla, hasetleriyle, ihtiraslarıyla başkalarının emeğini ziyan ederler. Kimi bir gencin hevesini kırar, kimi bir dostluğun içine zehir katar, kimi de bir toplumun ruhunu çürütür. Onların varlığı bir yük gibidir. Söyledikleri söz gönül yapmaz, gönül yıkar. Attıkları adım iz bırakmaz, enkaz bırakır.
İşte bu yüzden insanın en büyük imtihanı, insan olabilmektir.
Bu noktada Anadolu’nun gönül erlerinden NimriDede’nin o derin sözü insanın içini titreten bir hakikati hatırlatır:
“Ben de bir insan olmaya geldim.”
Ne kadar sade ama ne kadar büyük bir söz…
İnsanın bütün ömrünü özetleyen bir hakikat.
“…Bütün Mürşidlerin Tarif Ettiği
Sadıkların Menziline Yettiği
Enbiyanın Evliyanın Gittiği
İzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Ben De Bir Zamanlar Baktım Bakıldım
Nice Yıllar Bir Kemende Takıldım
O Aşkı Mecazla Yandım Yakıldım
Közde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim…”
~
Okumak, makam sahibi olmak, zengin olmak… Bunların hiçbiri insan olmanın garantisi değildir. İnsan olmak; kalpte merhamet, akılda hikmet ve vicdanda adalet taşıyabilmektir. İnsan olmak; başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilmektir. İnsan olmak; güç bulduğunda ezmemek, imkân bulduğunda paylaşmak, söz bulduğunda doğruluğu söyleyebilmektir.
Genç kardeşlerime özellikle şunu söylemek isterim:
Hayatınız boyunca çok insan tanıyacaksınız. Bazıları size yol gösterecek, bazıları ise sizi yoldan çıkarmaya çalışacaktır. Bazıları kalbinize umut ekecek, bazıları da ruhunuzdan bir parça koparacaktır. Bu yüzden insan seçmek, hayat seçmektir.
Yanınızda sizi küçülten değil büyüten insanlar olsun.
Umudunuzu söndüren değil yakan insanlar olsun.
Sizi aşağı çeken değil yukarı kaldıran insanlar olsun.
Unutmayın, insanın insana tesiri çoktur.
Bir öğretmen bir talebenin hayatını…
Bir dost bir gencin istikametini…
Bir bilge bir milletin geleceğini değiştirebilir.
Bu yüzden mesele insan olmaktan öte, nasıl bir insan olduğumuzdur.
Öyle bir insan olun ki varlığınız bulunduğu yere huzur getirsin.
Öyle bir insan olun ki sözünüz kalp incitmesin.
Öyle bir insan olun ki adınız anıldığında insanlar “iyi ki tanımışım” desin.
Çünkü bu dünya uzun bir yolculuk değildir, kısa bir misafirhanedir.
Ama bu kısa misafirlikte insanın geriye bıraktığı iki şey vardır:
Birincisi kırdığı kalpler, ikincisi dokunduğu hayatlar…
Kırılan kalpler unutulmaz.
Dokunulan hayatlar ise dua olarak yaşar.
Tercih ise her zaman insanın kendisine aittir.
Ziyan olanlardan mı olacağız,
yoksa bir başkasının yarasına merhem olanlardan mı…?
S. Tarkan Bozkurt
SAN OLMAYA GELDİM
İnsan…
Yeryüzünde yürüyen en büyük sır. Aynı bedende hem merhametin en saf hali, hem de zulmün en karanlık gölgesi saklıdır. Bu yüzden denmiştir ki:
“İnsan var insanda ziyan olur,
İnsan var insana ilaç olur.”
İnsanın insana ne olacağı, taşıdığı kalbin ve beslediği ruhun meselesidir.
Tarih boyunca nice insanlar vardır ki, bulundukları yere bereket getirmişlerdir. Onların varlığı bir şifa gibi yayılmıştır çevrelerine. Bir sözleri umut olmuş, bir bakışları cesaret vermiştir. Böyle insanlar vardır ki, bir gencin yolunu aydınlatır, bir düşenin elinden tutar, bir karanlığı dağıtır. Onlar konuştuğunda kelimeler sadece ses değildir. Akıl, irfan ve vicdan olur. Onlar yürüdüğünde yollar sadece taş değildir. İz, istikamet ve dava olur.
Fakat aynı insanın bir de karanlık tarafı vardır.
Girdikleri yerde umut solar. Kıskançlıklarıyla, hasetleriyle, ihtiraslarıyla başkalarının emeğini ziyan ederler. Kimi bir gencin hevesini kırar, kimi bir dostluğun içine zehir katar, kimi de bir toplumun ruhunu çürütür. Onların varlığı bir yük gibidir. Söyledikleri söz gönül yapmaz, gönül yıkar. Attıkları adım iz bırakmaz, enkaz bırakır.
İşte bu yüzden insanın en büyük imtihanı, insan olabilmektir.
Bu noktada Anadolu’nun gönül erlerinden NimriDede’nin o derin sözü insanın içini titreten bir hakikati hatırlatır:
“Ben de bir insan olmaya geldim.”
Ne kadar sade ama ne kadar büyük bir söz…
İnsanın bütün ömrünü özetleyen bir hakikat.
“…Bütün Mürşidlerin Tarif Ettiği
Sadıkların Menziline Yettiği
Enbiyanın Evliyanın Gittiği
İzde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim
Ben De Bir Zamanlar Baktım Bakıldım
Nice Yıllar Bir Kemende Takıldım
O Aşkı Mecazla Yandım Yakıldım
Közde Ben Bir İnsan Olmaya Geldim…”
~
Okumak, makam sahibi olmak, zengin olmak… Bunların hiçbiri insan olmanın garantisi değildir. İnsan olmak; kalpte merhamet, akılda hikmet ve vicdanda adalet taşıyabilmektir. İnsan olmak; başkasının acısını kendi yüreğinde hissedebilmektir. İnsan olmak; güç bulduğunda ezmemek, imkân bulduğunda paylaşmak, söz bulduğunda doğruluğu söyleyebilmektir.
Genç kardeşlerime özellikle şunu söylemek isterim:
Hayatınız boyunca çok insan tanıyacaksınız. Bazıları size yol gösterecek, bazıları ise sizi yoldan çıkarmaya çalışacaktır. Bazıları kalbinize umut ekecek, bazıları da ruhunuzdan bir parça koparacaktır. Bu yüzden insan seçmek, hayat seçmektir.
Yanınızda sizi küçülten değil büyüten insanlar olsun.
Umudunuzu söndüren değil yakan insanlar olsun.
Sizi aşağı çeken değil yukarı kaldıran insanlar olsun.
Unutmayın, insanın insana tesiri çoktur.
Bir öğretmen bir talebenin hayatını…
Bir dost bir gencin istikametini…
Bir bilge bir milletin geleceğini değiştirebilir.
Bu yüzden mesele insan olmaktan öte, nasıl bir insan olduğumuzdur.
Öyle bir insan olun ki varlığınız bulunduğu yere huzur getirsin.
Öyle bir insan olun ki sözünüz kalp incitmesin.
Öyle bir insan olun ki adınız anıldığında insanlar “iyi ki tanımışım” desin.
Çünkü bu dünya uzun bir yolculuk değildir, kısa bir misafirhanedir.
Ama bu kısa misafirlikte insanın geriye bıraktığı iki şey vardır:
Birincisi kırdığı kalpler, ikincisi dokunduğu hayatlar…
Kırılan kalpler unutulmaz.
Dokunulan hayatlar ise dua olarak yaşar.
Tercih ise her zaman insanın kendisine aittir.
Ziyan olanlardan mı olacağız,
yoksa bir başkasının yarasına merhem olanlardan mı…?
S. Tarkan Bozkurt
Siz
BEN DE BİR İNSAN OLMAYA GELDİM
İnsan…
Yeryüzünde yürüyen en büyük sır. Aynı bedende hem merhametin en saf hali, hem de zulmün en karanlık gölgesi saklıdır. Bu yüzden denmiştir ki:
“İnsan var insanda ziyan olur,
İnsan var insana ilaç olur.”
İnsanın insana ne olacağı, taşıdığı kalbin ve beslediği ruhun meselesidir.
Tarih boyunca nice insanlar vardır ki, bulundukları yere bereket getirmişlerdir. Onların varlığı bir şifa gibi yayılmıştır çevrelerine. Bir sözleri umut olmuş, bir bakışları cesaret vermiştir. Böyle insanlar vardır ki, bir gencin yolunu aydınlatır, bir düşenin elinden tutar, bir karanlığı dağıtır. Onlar konuştuğunda kelimeler sadece ses değildir. Akıl, irfan ve vicdan olur. Onlar yürüdüğünde yollar sadece taş değildir. İz, istikamet ve dava olur.
Fakat aynı insanın bir de karanlık tarafı vardır.