Bir nesli durmadan koşturuyoruz.
Daha çocukken başlıyor bu yarış. Oyun çağında omuzlarına yüklenen sorumluluklar, bitmek bilmeyen kurslar, sınavlar, başarı listeleri… Nefes almaya vakti kalmadan “geleceğe hazırlanması” beklenen çocuklar yetiştiriyoruz.
Başarıyı hızla eşitledik.Hızlı öğrenen, hızlı çözen, hızlı uyum sağlayan alkışlanıyor. Yavaşlayan ise geride kalmış sayılıyor. Oysa hayat bir koşu bandı değil. İnsan bazen durarak, bazen yanılarak, bazen de sadece bakarak öğrenir. Ama biz gençlere durmayı öğretmiyoruz; durmanın bedelini korkuyla anlatıyoruz.
Kimse çocuklara şunu sormuyor:
“Sen ne istiyorsun?”
“Ne hissediyorsun?”
“Bu tempoda iyi misin?”
Gençler yorgun.Sadece fiziksel değil; zihinsel ve ruhsal olarak da tükenmiş durumdalar. Kaygı bozuklukları, öfke patlamaları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk… Sonra dönüp “Bu gençler neden bu kadar hassas?” diye soruyoruz. Oysa onları hassaslaştıran şey, bitmeyen baskının ta kendisi.
Toplum olarak büyük bir çelişkinin içindeyiz.Bir yandan“özgüvenli gençlik” istiyoruz,bir yandan hata yapmalarınatahammül edemiyoruz.Bir yandan “yaratıcı olsunlar” diyoruz,
bir yandan ezberin dışına çıkanları susturuyoruz.Bir yandan“mutlu olsunlar” istiyoruz,bir yandan mutluluğu tek bir başarı ölçüsüne indiriyoruz.
Eğitim sistemi, aile beklentileri ve toplumsal yargılar birleştiğinde ortaya çıkan tablo şu:
Hep yarışan ama nereye gittiğini bilmeyen bir gençlik.
Kendini tanımaya vakti olmayan, hayal kurmayı lüks sayan, dinlenmeyi suçlulukla eşleştiren bir nesil.
Çocukluk, hazırlanılan bir ara durak değil; yaşanmasıgereken bir dönemdir.Ama biz bu dönemi sürekli “sonrası” için feda ediyoruz. Daha iyi bir gelecek uğruna, bugünü çocukların elinden alıyoruz.
En tehlikelisi de şu: Yarış atları yorulduğunda pistten alınır.
Çocuklar yorulduğunda ise “daha çok çalışmaları” söylenir.
Sonra bazıları durur.
Bazıları kaybolur.
Bazıları ise hiç kendi hayatına başlayamaz.
Belki de artık sormamız gereken soru şu:
Bu kadar koşturduğumuz çocuklar bir gün durduğunda, orada kendilerini bulabilecekler mi? Yavaşlamak, vazgeçmek değildir. Bazen bir çocuğun hayatını değiştiren şey, hızdan çok anlaşılmaktır.
Ve anlaşılabilen her çocuk, geleceğe daha sağlam yürür…
Gözde ŞAHiN
Sunucu /Öğretmen