S. Tarkan BOZKURT

Tarih: 15.02.2026 10:29

Çamurda Arınma Vehmi

Facebook Twitter Linked-in

İnsanın en eski yanılgılarından biri, hatayı telafi etmenin yolunu yine hatanın gölgesinde aramasıdır. Zira nefs, kendi kusurunu seyrederken iki uç arasında savrulur: Ya kusuru inkâr eder yahut onun içinde boğularak kendini mahkûm eder. Hâlbuki hikmet ehlinin bize bıraktığı kadim ölçü şudur: Hata üzerinde kara kara düşünmek, onu ortadan kaldırmaz, bilakis zihinde büyütür, kalpte kökleştirir.

Çamur, suyla temizlenmez. Su, çamurla bulanır.

Bugünün insanı, hatayı bir kimlik hâline getirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Modern psikolojinin yüzeysel yorumlarında dahi sıkça rastlanan “sürekli kendini analiz etme” hâli, çoğu zaman bir arınma değil, bir içe kapanma üretir. Kişi, kendi kusurunun etrafında dönüp duran bir düşünce girdabına hapsolur. Bu hâle tefekkür diyemeyiz. Bu, nefsin kendini merkez kıldığı bir iç monologtur.

Hakiki tefekkür, kusuru aşacak bir istikamet tayin etmektir.

Kadim irfan geleneğinde tevbe, geçmişe bakarak kendini cezalandırmak sanılmasın. Tevbe: yönünü değiştirmektir. Tevbe kelimesinin kökünde “dönüş” vardır. Yani insan, hatanın çamuruna bakarak değil, temiz suyun istikametine yürüyerek arınır. Bu yürüyüş, bir irade beyanıdır. Nefs, hatayı hatırlamak ister, ruh ise istikamet arar.

Şu hakikati idrak etmek gerekir:

Bir hatayı sürekli zihinde taşımak, onunla yaşamaya devam etmektir.

 

Bugün birçok insanın iç dünyasında gördüğümüz yorgunluk, işte bu bitmeyen iç muhasebenin yanlış yöntemle yapılmasından kaynaklanır. Muhasebe, kendini dövmek midir? Hayır. Muhasebe, yön tayin etmektir. Eğer muhasebe sizi hareketsiz bırakıyorsa, o artık muhasebe değil, nefsin kurduğu bir tuzaktır.

Hakiki temizlik üç merhalede gerçekleşir:

1. İdrak – Hatanın farkına varmak 2.

2. İstikamet – Yönünü değiştirmek.

3.İnşa – Doğru olanı eylemle çoğaltmak.

 

Sadece birinci merhalede kalan kişi, çamurun başında oturan kişidir. İkinci merhaleye geçen yürümeye başlar. Üçüncü merhaleye ulaşan ise artık çamuru geride bırakmıştır.

“Günahın ağırlığı, onun hatırlanmasında değil; terk edilmemesindedir.”

Bu söz, insanın zihinsel işkenceden kurtulması için bir anahtardır. Zira hatayı sürekli hatırlamak, çoğu zaman onu terk etmekten daha kolaydır. Zor olan, yön değiştirmektir. Çünkü yön değiştirmek irade ister, gayret ister, inşa ister.

 

Bugünün gençliğine ve fikir dünyasına düşen vazife şudur:

Kendini hatalarının toplamı olarak görmek yerine, istikametinin temsilcisi olarak görmek.

 

Bir toplum da böyledir. Sürekli geçmiş hatalarının yasını tutan milletler, geleceği inşa edemez. Hatalar elbette görülür, idrak edilir, ders alınır. Fakat bir milletin ruhu, ancak kendi ideallerine yürüyerek kuvvet bulur. Çamurda yuvarlanarak temizlenmeye çalışan fert nasıl kirlenirse, geçmişin hataları içinde debelenen toplum da aynı şekilde zayıflar.

 

Bu sebeple arınmanın yolu, doğruyu çoğaltmaktadır.

İnsan, zihnini hatanın suretleriyle doldurdukça karanlık büyür. Lakin zihnini hakikatin fiilleriyle meşgul ettiğinde, hata kendiliğinden küçülür. Karanlıkla mücadele etmenin yolu ışığı çoğaltmaktır.

 

Bugün bize düşen, nefsin bu ince tuzağını fark etmektir. Kendini suçlayarak temize çıkmaya çalışan bir iç monolog, hakiki arınma değildir. Hakiki arınma, yeni bir hâl inşa etmektir.

Sözün özü şudur:

Hata, üzerinde oturulacak bir yer değil, terk edilecek bir duraktır.

Arınma, çamura bakarak değil, suya yürüyerek gerçekleşir.

Ve insan, hangi yöne yürüyorsa, aslında odur.

 

S. Tarkan Bozkurt


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —