Tarih bazen sadece hatırlatmaz, insanın yakasına yapışır, dürter, uyarmak ister.
Bu hafta Türkiyeye yapılan bir ziyaret, yüzlerce yıl öncesinden gelen bir gölgenin yeniden üzerimize düştüğünü gösteriyor.
Konuyu şöyle açalım.
1095 yılının Kasım ayında Papa II. Urbanus, Fransa’nın Clermont şehrinde kürsüye çıkmış ve tarihe geçecek o malum çağrıyı yapmıştı.
“Deusvult!” – Tanrı böyle istiyor!
Bu çağrı, Haçlı Seferleri’nin fitilini ateşledi.
Yaklaşık iki asır boyunca Doğu’nun kadim şehirleri ateşe verildi, yüzbinlerce Müslüman, Yahudi ve Hristiyan öldürüldü.
Urfa’dan Antakya’ya, Kudüs’ten Halep’e kadar birçok belde kanla, acıyla ve yıkımla tanıştı.
Kurulan Haçlı devletleri, nihayetinde Türklerin ve İslam ordularının direnişiyle tarihe karıştı fakat Haçlı Seferleri’nin bıraktığı iz, bugün hâlâ Batı’nın zihinsel kodlarının derininde yaşamaya devam ediyor.
Şimdi gelelim bugüne…
Papa XIV. Leo, nasıl bir tevafuksa, o tarihin tam 930. yıldönümü olan 27 Kasım günü Türkiye’deydi.
Uluslararası ilişkilerde diplomatik takvimler rastgele yapılmaz. Hele ki Papa gibi sembolik dili güçlü bir makam için.
Ziyaretin merkezindeki İznik’in, Hristiyanlığın Birinci Konsili’nin toplandığı, inanç doktrinin şekillendiği şehir olduğunu hatırlatalım.
Bir Papa’nın İznik’e ilk kez gitmesi bile başlı başına sembolik bir olaydır.
Bu noktada soruyu açıkça koyalım:
Papa’nın 27 Kasım’da Türkiye’de bulunması gerçekten “tesadüf” müdür?
Tarih bize şunu öğretir,
Batı dünyasında hiçbir sembol, hiçbir tarih ve hiçbir mekân boşuna seçilmez.
Papa’nın bu ziyareti üç başlık altında okunmalı:
1. Tarihsel Belleğin Yeniden Hareketlendirilmesi
Clermont çağrısının yıldönümünde Türkiye’de bulunmak, Haçlı zihniyetinin bugünkü yansıması olarak görülmeli. Bu, açık bir “tarihsel hatırlatma”dır.
“Biz buradaydık ve buradayız” mesajıdır.
2. Ortodoks–Katolik Nüfuz Mücadelesi
Ziyaretin arka planında Moskova–Fener rekabeti vardır.
Vatikan, Rus Ortodoks Kilisesi’nin nüfuzunu kırmak için Fener’i güçlendirmek istemektedir.
Coğrafya gereği bu hamle Türkiye’nin tam kalbinde yapılmak zorundadır.
3. Türkiye’nin Jeopolitik Konumu Üzerinden Kurulan Sembolik Baskı
İznik’te verilen görüntüler, “Hristiyanlık mirası” söylemi üzerinden Türkiye’yi kültürel ve siyasi tartışmaların içine çekme potansiyeli taşır.
Yarın bu ziyaret, uluslararası arenada çeşitli taleplerin dayanak noktası yapılabilir.
Bugün sadece “ayin” gibi görülen bir hareket, yarın “statü” tartışması olarak karşımıza çıkabilir.
Bu nedenle Papa’nın ziyaretini “turistik program”, “dini merasim” veya “barış mesajı” gibi başlıklarla küçümsemek, tarih bilincine aykırıdır.
Clermont’un çığlığı hâlâ Batı’nın hafızasında yaşıyor.
Urbanus’un “Deusvult” narası, 1095’te nasıl bir seferberlik ruhu oluşturduysa, bugün de Batı’nın kimlik inşasında bir mitolojik işlev görüyor.
Geçmişin Haçlı seferleri bugün tanklarla değil, diplomatik sembollerle, kültürel unsurlarla, psikolojik üstünlük hamleleriyle yürütülüyor.
Ve bu hamleler çoğu kez Türkiye üzerinden yapılıyor.
Türkiye, coğrafyası gereği her büyük medeniyet mücadelesinin kavşağında duruyor.
Bu ziyaretin zamanlaması ve içeriği, bu kavşağın ne kadar kritik olduğunu bir kez daha göstermiş durumda.
Dolayısıyla mesele yalnızca Papa’nın İznik’e gitmesi değildir.
Mesele, tarihin nasıl bir hafızayla bugüne taşındığını, bu hafızanın hangi politik adımlara zemin hazırladığını doğru okuyup okuyamadığımızdır.
Hülâsâ
Tarih sadece geçmişin kaydı değildir, geleceği belirleyen bir hafıza sistemidir.
Papa’nın 27 Kasım’daki ziyareti bu hafızanın bilinçli bir hatırlatmasıdır.
Tarihin iğnesi bize bir şey söylüyor:
“Uyanık ol.”