Ankara Üniversitesi TÖMER Dil Öğretim Merkezi'nin yaptığı araştırma: Türkiye'deki ders kitaplarında 7 bin 260 adet sözcük ve kavram kullanıldığını tespit etmiştir. ABD kitaplarında bu rakamın 71 bin 681, Almanya'da 70 bin 400, Japonya'da 44 bin 224, İtalya'da 31 bin 762, Fransa'da 30 bin 193, Suudi Arabistan'da 13 bin 579 adet olduğu belirtildi. Bir başka araştırmada da İngiltere’de de kelime sayısı 71.000’dir.
Merhum Yavuz Bülent Bakiler, bizim ders kitaplarımızdaki 7 bin kelimeyi 10 bin kabul edelim. Çocuklarımız bu kelimelerin yüzde 10’u ile düşünüp konuşabildiği için en baba yiğidi bin kelime ile düşünüp konuşuyor. Geldim, gittim, yedim, içtim, yattım, uyudum gibi sokak Türkçesi ile konuşuyorlar. Üniversiteli çocuğumuz da aynı dili kullandığı için bir önceki neslin yazdıklarını okuyamıyor çünkü kelime hazinesi fakirdir
Konuşmada “yüzde 10 kuralı” nedir ve niçin mühimdir? Araştırmalara göre:
Öğrenilen her 10.000 kelimeden yalnızca yüze 10’u, yani yaklaşık 1.000 kelime, günlük konuşmada aktif olarak kullanılır (O’Reilly & Perfetti).
2.000–3.000 aktif kelime, günlük iletişim için yeterli temel oluşturur (Scott H Young).
Ancak kişisel hedeflere ulaşmak için bu sayıyı 5 bin ila10 bin seviyesine çıkması gerekiyor. Türkiye ortalamalarının, kelime öğrenme potansiyelinin altında kalması hem akademik başarıda hem de sosyal iletişimde ciddi açık oluşturuyor.
Sosyal iletişimde nasıl açık oluşuyor? Kullanılan kelime sayısının kıtlığı yüzünden tartışamıyoruz. İki cümle kurduktan sonra adeta deniz bitiyor kayalara çarpıyoruz.
Kelime sayısı çok olsa; kelime zenginliği ile düşünüp konuşacağız. Az olunca ikinci cümleden sonra bir üçüncü cümleyi kurup tartışmayı devam ettiremiyoruz. Bunun yerine kavga cümleleri kuruyoruz, kızıyoruz, küfrediyoruz.
Mutlaka dikkatinizi çekmiştir. Yabancı dil öğrenme konusunda da çok zorlanıyoruz. Bunun sebebi kendi dilimize yabancılaştık da ondan. Yabancı kelimeleri karşılayacak kelime dağarcığımız zayıftır. Niçin derseniz;
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci bir makalesinde; Vaktiyle Osmanlı’dan kalma bir millet vardı. Mazisi parlak, lügati zengin, mazmunu (edebiyatı) derin idi. Fakat bir sabah uyandı ki kelimeleri tasfiye edilmiş, öldürülmüş veya sürgüne gönderilmişti. Ne “kalem” kalmıştı, ne “kelam”, ne “fikir” ne “hikmet” Bu kelimeler gitmiş gelen kelimelere bakınız. “Yazgaç”, “söylev”, “us”, “bilgiçlik” gibi, kulağa sanki bir başka yıldızdan fısıldanmış gibi gelen garabetler. 1930’lar Türkiye’sinde, lisan (Dil) inkılabı
öyle bir hal almıştı ki, millet bir sabah Türkçe konuşmaya çalışmış, ama Türkçesini unutmuştu. Akşam ilim adamı alim yatan kişi sabah uyandığında okur yazar değildi.
Cumhuriyet devrinin en münakaşalı reformlarından biri dil inkılabıdır. Yalnızca alfabe değişikliğiyle (Harf inkılabıyla, harf devrimiyle) sınırlı kalmamış, milletin hafızasına, düşünme şekline ve kültürel hüviyetine doğrudan müdahale etmiştir. Güya Türkçeyi ecnebi tesirlerden arındırıp halkın anlayabileceği sade bir dile ulaşmak olarak sunulsa da tatbikatta bu işler, maziyle bağları zayıflatmış, kültürel devamlılığı kesintiye uğratan bir hüviyet (kimlik) krizine sebep olmuştur.
Bu konuda en keskin iddia şudur: İsmet İnönü her ne kadar Arap kültürünün etkisinden kurtulmak, kültür değişimini sağlamak için alfabeyi değiştirdik dese de bu
koca bir yalandır. Harf devrimi ile kültürümüzden, tarihi birikimimizden koptuk. Sonuçta La dini (din dışı) bir sistemin inşa edilmiştir.
Daha önce alıntı yapmış ve yazmıştım tekrar edip yazıyorum: Fransız devriminde Robes Pierre (terör dönemi yöneticisi): Haftayı 10 güne çıkardı. Pazar gününü dini bir gün olduğu için kaldırdı. Ayların isimlerini pozitivist (kabaca din dışı) takvime göre koydu. Bir şeye dokunmadı “Fransız diline dokunmadı” Cumhuriyet inkılapları içinde en sakatı, en yanlışı harf inkılabıdır. Bütün camileri mescitleri yıksalardı yeniden yapabilirdik. Ama Elif-Banın değiştirilmesinin zararını Türkiye henüz telafi etmiş değildir. (1983-1984 yıllarında Ankara ve Hacettepe üniversitelerinde Atatürk ilkeleri ve inkılap tarihi dersleri veren siyaset bilimci Merhum Dr. Mustafa Çalık)
Rusya’da Lenin, Çin’de de Mao yaptıkları devrimlerde dile dokunmamıştır.
Dili fakirleştirdik derken biraz açalım:
Günlük hayatımızda “stres” diye bir kelime kullanıyoruz. Türkçe olmadığı gibi ruhî durumumuzdaki arzulanmayan hâli tam olarak tarife iktifa etmiyor. Çünkü bunun yerine Türkçeyi orta seviyede bilen bir kimse şu kelimelerden birini tercih edecekti. İşte Türkçeye sırf lisanı bozmak için dâhil edilmiş “stres” kelimesi yerine kullanılması gereken kelimeler: (33 kelime)
– Acı, Azap
– Bedbin, Bezgin, Buhran, Bunaltı
– Can sıkkınlığı
– Dert
– Elem, Endişe, Eziyet
-- Fütur
– Gam, Gerginlik, Gönül darlığı
– Hüzn (hüzün)
– Istırap, İç darlığı
– Kasâvet, Kasvet, Kaygı, Keder
– Melâl, Melâlet, Meşakkat
– Sancı, Sıkıntı, Sıklet, Sızı
– Şevksiz
– Tasa, Teessür
– Üzüntü
– Yeis
– Zahmet
Görüleceği üzere “stres” diyerek geçiştirilir hâle gelen ahvali (hali durumu) tarif için ne kadar çok kelime söz konusu. Aslında pek çok kişi bu kelimelerin kāhir ekseriyetini bilir, lakin lisana ehemmiyet vermediği için kullanmaz. Bazen de bize ait olmayan bir kelimeyi kullanmayı îtibar (uyduruk ifadesiyle statü) sayar. (Can Kemal Özer)
Arapça ve Farsça kelimelerin yerine yeni kelimeler uydurulurken beni derinden düşündüren bir olayı hep hatırlarım. F. Rıfkı Atay anlatır: “Ticaret” kelimesi Arapça olduğu için Türkçe karşılık aranıyor. Bende etraftaki dalkavukların buldukları karşılıkları beğenmedim, muhalefet etmekten de sıkıldım önümdeki kâğıda Arapça
(T ve Cim) harfleri çiziyorum. Paşa seslendi: “Ne yapıyorsun çocuk” (Belli ki paşanın sesi heyecan vermiş) gayri ihtiyari birden “Tecim!” dedim. (Yani T ve Cim harfleri)
O zaman paşa, masaya vurarak dedi ki: Tamam “Ticaret” kelimesinin karşılığı bulunmuştur “tecim”. Tüccar da “Tecimer” olacak!
(Metin Acıpayam 150 yıllık Türkçe kavgası 2.baskı S: 336)
Yaşı müsait olanlar Tecimevi (Ticarethane) levhalarını mutlaka görmüştür.
Keza Tecimer soyadını kullanan çok kişiye rastlarsınız.