“Bırak artık onu… Sapıttı o.”
Ne kadar hızlı vazgeçiyoruz insanlardan. Hele ki bir dost yanlış bir yola sapmışsa, çoğu kişi ilk refleks olarak mesafeyi koymayı, hatta tamamen sırt çevirmeyi öğütlüyor. Çünkü hataya düşen insan, etrafındakilere yük gibi görülür. Oysa ki asıl dostluk tam da burada başlar.
Gerçek dostluk, iyi gün ortaklığı değildir. Kahkaha paylaşmak kolaydır. Aynı masada oturmak, aynı hedeflere koşarken omuz omuza vermek kolaydır. Zor olan, bir dost sendelediğinde, yönünü kaybettiğinde, karanlığa doğru yürümeye başladığında onun yanında kalabilmektir.
İnsan en çok düştüğünde yalnızlaşır.
En çok hata yaptığında doğru sese muhtaç olur.
En çok savrulduğunda, kendisini tutacak sağlam bir ele ihtiyaç duyar.
Bir arkadaş yanlış yapıyor diye onu terk etmek, çoğu zaman vicdanı rahatlatan ama dostluğu yaralayan bir tercihtir.
“Ben söyledim, dinlemedi” deyip kenara çekilmek kolaydır. Fakat dostluk kolay olanı seçmeye değil, yüksek sorumluluğa talip olmaktır.
Gerçek dost; İyi bir sırdaş olduğu gibi, Gerektiğinde acı da olsa doğruyu söyleyendir.
Nasihat, küçümsemek değildir.
Uyarı, üstünlük taslamak değildir.
Bir dostun yanlışına sessiz kalmak ise çoğu zaman onu yalnızlığa itmektir.
Elbette kimse kimseyi zorla düzeltemez. İnsan değişmeyi önce kendi içinde kabul etmelidir. Ama bir insanın değişme ihtimali varken, ona sırt dönmek; “Sen bittin” demek, dostluğun ruhuna aykırıdır. Dostluk, umudu son ana kadar taşımaktır.
Bugün birçok insan, en zor döneminde yalnız kaldığı için daha da savruluyor. Hatası büyüdükçe, onu uyaran değil terk eden insan sayısı artıyor. Böylece yanlış, kök salıyor. Oysa bir dost sabırla yanında kalsa, muhtemel ki o insan uçurumdan dönecek.
Dostluk;
Beraber gülmek kadar,
Birbirini hayatta tutma gayretidir.
Bazen bir cümle kurtarır insanı.
Bazen vazgeçmeyen bir dostun gayreti..
Bu yüzden biz, “Bırak gitsin” diyenlerden olamayız.
Dostum yanlıştaysa, tam da o zaman yanındayım demektir.
Çünkü dostluk, kusursuz insan bulma sanatı değil, kusurlu insana rağmen yanında kalabilme ahlakıdır.
Ve insan, en çok düştüğünde dostuna muhtaçtır.
İşte o an sana yakışan, elini olasıya uzatmaktır.
Yunus Emre’den okuduk ki:
“Kevser havuzuna dalanlar, Ölmezden öndün ölenler Nefsini düşman bilenler, Konar tuba dallarına
Alem düşman olur ise, Beni dost'tan ırımaya Dost kanda ise ben anda, Düşmanlık arımaya
Dost ehli bizim ile hem, Dost burdadır bize ne gam Yüz bin cehd ederse düşman, Dost mahfili duramaya
Düşman bana nide bile, İşim gücün dost'tan yana Dost makamı can içinde, düşman eli eremeye
Kime kim dost kapı aça, Düşmanı elinden kaça Yunus ağzı güher saça, Değme arif değemeye.”
S. Tarkan Bozkurt