İnsan tuhaf bir varlık. Zamanı ölçüyor ama neyi beklediğini bilmiyor. Program yapıyor ama nereye gittiğinden emin değil. Bir hedef listesi çıkarıyor, sonra o hedefin neden hedef olduğunu unutuyor.
“Boşluk organize edilebilir. Ama anlam, organize edilmekten çok inşa edilir.”
Saatleri Ayarlama Enstitüsü tam da bu yaraya dokunur. Oradaki enstitü saatleri ayarlamak için kurulmuştur ama aslında ayarlanan saatler değil, insanların zihinleridir. Kurum vardır, odalar vardır, unvanlar vardır, yazışmalar, prosedürler, ciddiyet vardır. Fakat ortada gerçekten düzensiz olan bir zaman yoktur. Sorun icat edilir, sonra çözümü kurumsallaştırılır.
Bugünün insanı da benzer bir enstitü kurmuyor mu?
Anlam arayışı dediğimiz şey bazen hakiki bir iç yolculuk değil, iyi organize edilmiş bir boşluk oluyor.
Seminerler, podcastler, “kişisel gelişim planları”, sabah rutinleri, vizyon panoları… Hepsi birer küçük enstitü. Hayatın belirsizliğini yönetilebilir parçalara bölüyoruz. Takvim uygulamalarıyla zamanı hizalıyoruz. Ama içimizdeki dağınıklık yerinde duruyor.
Çünkü anlam, prosedürle gelmez.
Halit Ayarcı tipi zihniyet şuna inanır: Eğer yapıyı kurarsak içerik de gelir. Eğer sistem varsa, anlam da vardır. Eğer tabelayı asarsak, değer zaten oluşur. Oysa anlam tersine işler. Önce yaşanır, sonra dile gelir. Önce inşa edilir, sonra organize edilir.
Modern insanın trajedisi burada. Anlamı üretmek yerine onu yönetmeye çalışıyoruz.
Hayatımıza “amaç” atıyoruz.
Kendimize “misyon” yazıyoruz.
Kariyerimize “vizyon” ekliyoruz.
Ama bütün bu kelimeler, içi doldurulmadığında birer enstitü evrakı gibi kalıyor.
Tanpınar’ın ironisi şu: Enstitü çalışır, büyür, ciddiye alınır. Hatta eleştirilir bile. Yani görünürde her şey gerçektir. Fakat merkezde bir eksiklik vardır. Bu eksiklik kimsenin açıkça konuşmadığı bir boşluktur.
Bugün de çoğu insan “anlam arıyorum” derken aslında boşluğu sistematize ediyor.
Yeni bir kurs, yeni bir kimlik, yeni bir rol.
Ama anlam, eklenen bir etiket değildir. Çıkarılan fazlalıktır çoğu zaman.
Gerçek anlam inşa ister. İnşa ise zahmetlidir.
Sorgulamayı, yalnız kalmayı, çelişkiye dayanmayı gerektirir.
Başkasının sunduğu hazır çerçevelere sığınmadan yaşamayı gerektirir.
Boşluk organize edildiğinde düzenli görünür.
Anlam inşa edildiğinde ise sessizdir ama ağırdır.
Belki de mesele şu: Saatlerimizi ayarlamak yerine, o saatin içinde gerçekten ne yaşadığımıza bakmak. Enstitü kurmak kolay. O enstitünün gereksiz olduğunu fark etmek zor.
Ve insan en çok da o fark edişten korkar. Çünkü o an, bütün tabelalar düşer. Geriye sadece kendisi kalır.
Anlam tam da orada başlar.