Mehmet BOZKUŞ

Tarih: 03.03.2026 12:26

İsrail Merkezli “Altıgen İttifak” Yaklaşımı ve Hindistan İsrail İlişkileri

Facebook Twitter Linked-in

Orta Doğu’da güç dengeleri son on yılda köklü biçimde değişmektedir. İran’ın vekil aktörler üzerinden yürüttüğü asimetrik genişleme stratejisi, Doğu Akdeniz’de keşfedilen hidrokarbon rezervleri, Körfez ülkelerinin güvenlik mimarisini yeniden tanımlama arayışları ve küresel düzeyde ABD, Çin rekabetinin sertleşmesi, işgal edilmiş Filistin topraklarında sorunların devam etmesi, yeni ticaret yolları oluşturma ve üretim merkezleri yaratma yeni bölgesel bloklaşmaların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır.

Bu çerçevede İsrail giderek yalnızlaşmaya, bölge ülkeleri Batı endeksli güvenlik yapılarına alternatif arayışları, İsrail’in, İsrail merkezli ve kamuoyunda zaman zaman “altıgen ittifak” olarak tanımlanan güvenlik ve iş birliği yaklaşımı dikkat çekmektedir.

Türkiye’nin bölgesel güç merkezi konumuna gelmesi Suriye sonrası gelişmeler ve Afrika hamleleri bölgemizde yeni işbirliği süreçlerinin ortaya çıkması ile bu denklemdeki konumu  hem rekabet hem de potansiyel iş birliği unsurlarını barındıran çok katmanlı bir nitelik taşımaktadır.

İsrail’in çok katmanlı güvenlik ağı İsrail, kuruluşundan bu yana çevresel tehdit algısıyla hareket eden bir güvenlik devleti refleksi geliştirmiştir. Ancak son dönemde bu refleks, klasik savunma yaklaşımının ötesine geçerek bölgesel entegrasyon temelli bir “ağ güvenliği” modeline dönüşmektedir.

Bu modelde ABD ile stratejik ittifak korunurken, Körfez ülkeleri ve Doğu Akdeniz aktörleriyle çok taraflı bir koordinasyon hedeflenmektedir.

Bu bağlamda özellikle  ABD yaklaşımı ile imzalanan İbrahim Anlaşmaları süreci kritik bir kırılma noktasıdır. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn ile başlayan normalleşme, İsrail’in Arap dünyasındaki diplomatik izolasyonunu önemli ölçüde kırmış; güvenlik, teknoloji, enerji ve savunma sanayi alanlarında yeni iş birlikleri doğurmuştur.

İran faktörü ve bölgesel çevreleme stratejisi bu ittifak yaklaşımının merkezinde, İran'ın bölgesel nüfuzunun dengelenmesi yer almaktadır. İran; Lübnan’da Hizbullah, Suriye’de milis unsurlar, Irak’taki Şii gruplar ve Yemen’de Husiler aracılığıyla geniş bir etki alanı oluşturmuştur.

İsrail açısından bu durum, doğrudan konvansiyonel bir savaştan ziyade sürekli ve çok cepheli bir asimetrik tehdit anlamına gelmektedir. Bu nedenle İsrail’in geliştirdiği yaklaşım ile;

Ortak hava savunma sistemleri entegrasyonu,

Füze ve İHA tehdidine karşı erken uyarı ağları,

Körfez–Doğu Akdeniz hattında istihbarat paylaşımı,

Deniz güvenliği koordinasyonu,

Ekonomi yapılanması ile hem ekonomi hem güvenlik hem de ittifaklık şeklinde esnek ve modüler bir güvenlik mimarisine dayanmaktadır.

Doğu Akdeniz enerji denklemi İsrail açıklarındaki Leviathan ve Tamar sahaları, ülkeyi enerji ithalatçısından ihracatçı konumuna taşımıştır. Bu gazın Avrupa’ya ulaştırılmasında Mısır LNG tesisleri kritik rol oynamaktadır. Ukrayna savaşı sonrası Avrupa’nın enerji çeşitlendirme ihtiyacı, İsrail gazının stratejik değerini artırmıştır.

Yunanistan ve Güney Kıbrıs ile geliştirilen Doğu Akdeniz enerji iş birliği, Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bir boyut taşımaktadır. Zira enerji hatlarının Türkiye üzerinden geçmesi, teknik ve ekonomik olarak daha rasyonel görülse de siyasi gerilimler alternatif güzergâh arayışlarını teşvik etmektedir.

Küresel güç rekabeti ve ABD boyutu İsrail’in güvenlik mimarisinin temel dayanağıdır. AncakABD’nin Orta Doğu’daki doğrudan askeri angajmanını azaltma eğilimi, bölgesel aktörlerin daha fazla sorumluluk üstlenmesini teşvik etmektedir. Bu durum İsrail’in çok taraflı güvenlik ağını güçlendirmesini hızlandırmıştır.

Aynı zamanda Çin’in ekonomik yatırımları ve Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı, Orta Doğu’yu küresel güç rekabetinin kesişim alanına dönüştürmüştür. İsrail, ABD eksenli blok içinde konumlanmayı sürdürürken Çin ile ekonomik ilişkilerini tamamen koparmamaya özen göstermekte; Rusya ile ise Suriye sahasında dikkatli bir denge politikası izlemektedir.

 

Türkiye’nin konumu: rekabet mi, entegrasyon mu?

Türkiye, bu denklemin dışında değildir; aksine merkezi bir jeopolitik aktördür. Türkiye’nin rolü üç ana eksende şekillenmektedir:

Doğu Akdeniz Boyutu

Türkiye, Doğu Akdeniz’de kıta sahanlığı ve deniz yetki alanları konusunda Yunanistan ve GKRY ile ciddi ihtilaflar yaşamaktadır. İsrail,Yunanistan,GKRY üçlüsünün enerji iş birliği, Ankara tarafından stratejik bir dışlama girişimi olarak algılanmıştır. Ancak son yıllarda Türkiyeİsrail ilişkilerinde giderek artan gerginlikler Doğu Akdeniz’de kritik süreçleri beraberinde getirmektedir.

Körfez ile normalleşme Türkiye’nin Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan ile ilişkilerini onarması, İsrail merkezli güvenlik ağının Türkiye’ye karşı değil; Türkiye ile birlikte de şekillenebileceği ihtimalini gündeme getirmesi düşünülebilir ancak Filistin sorunu çözülmeden İsrail’in yayılmacı politikalarından vazgeçmediği müddetçe sorunlar devam etmesi beklenmektedir.GKRY KKTC’nin haklarını yok sayması ise sorunun diğer boyutunu oluşturmaktadır.Yunanistan Doğu Akdeniz’de kıyısı olmamasına rağmen kendinde hak iddia eden konumda konumlandırması sorunların farklı bir boyutudur.

NATO ve Batı İlişkileri

Türkiye’nin NATO üyeliği, onu Batı güvenlik mimarisinin vazgeçilmez bir parçası yapmaktadır. Bu durum, ABD’nin bölgesel stratejisinde Türkiye’yi tamamen dışlamayı zorlaştırmaktadır.

Gelişmeler bağlı olarak önümüzdeki dönemde üç temel süreçler öne çıkmaktadır:

Rekabetçi Bloklaşma

Türkiye ile İsrail ekseninin Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmesi.

Pragmatik Enerji İş Birliği

İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınması.

Çok Katmanlı Denge Politikası

Türkiye’nin hem Körfez hem İsrail hem de İran ile kontrollü ilişki yürütmesi.

İsrail merkezli “altıgen ittifak” yaklaşımı, klasik bir askeri ittifaktan ziyade esnek bir güvenlik ve jeoekonomik ağ modelidir. Bu yapı İran’ı dengelemeyi, enerji hatlarını güvence altına almayı ve ABD ile stratejik bağı sürdürmeyi amaçlamaktadır. Ancak Filistin meselesi, bölgesel krizler ve büyük güç rekabeti bu yapının kırılganlığını artırmaktadır.

Türkiye açısından mesele yalnızca bir dış politika tercihi değil; enerji güvenliği, deniz yetki alanları, savunma stratejisi ve küresel konumlanma meselesidir.

Ankara’nın atacağı adımlar, Orta Doğu’da yeni bir bölgesel düzenin oluşumunda belirleyici olabilir.İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından Şubat 2026’da resmen dile getirilen “Altıgen İttifak” yaklaşımı, Orta Doğu ve çevresindeki jeopolitik fay hatlarını yeniden şekillendirmeyi hedefleyen çok boyutlu bir stratejidir. Bu strateji, yalnızca askeri bir blok değil, aynı zamanda teknolojik, ekonomik ve enerji odaklı bir “direnç ağı” olarak kurgulanmıştır.

Altıgen İttifak Nedir? Stratejik Mimari

Altıgen İttifak, İsrail’in geleneksel “çevreleme” politikasının modern ve genişletilmiş bir versiyonudur. Netanyahu’nun ifadesiyle bu yapı; İsrail, Hindistan, Yunanistan/Güney Kıbrıs, seçilmiş Arap ülkeleri, Afrika ülkeleri ve bazı Doğu Asya devletlerini bir araya getirmeyi amaçlar.

İttifakın Temel Sütunları

İdeolojik Odak

Hem İran liderliğindeki “Radikal Şii Ekseni”ne hem de Türkiye’nin etkili olduğu “Radikal Sünni Ekseni”ne (İsrail terminolojisine göre) karşı bir denge unsuru oluşturmak.

Teknolojik Entegrasyon

Hindistan ile yapay zeka, kuantum bilişim ve savunma sanayii odaklı derin iş birliği.

Enerji ve Lojistik

Doğu Akdeniz doğal gazının Yunanistan ve Kıbrıs üzerinden Avrupa’ya taşınması ile Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan ticaret yollarının (IMEC gibi projeler) güvenliğinin sağlanması.

Bölgesel ve Küresel Güç Dengeleri

Bu ittifak arayışı, küresel sistemde ABD’nin bölgedeki doğrudan yükünü azaltmaya çalıştığı ve yerel alt sistemlerin önem kazandığı bir dönemde ortaya çıkmıştır.

İsrail, ABD’ye bağımlılığı azaltarak bölgesel bir “orkestra şefi” rolüne soyunmak. |

Hindistan ,Çin’in “Kuşak ve Yol” projesine karşı İsrail üzerinden Avrupa pazarına erişmek.

Yunanistan/GKRY ,Türkiye’nin Mavi Vatan stratejisine karşı İsrail’in askeri ve siyasi şemsiyesini kullanmak.

Arap Devletleri İran tehdidine karşı pragmatik iş birliğini sürdürürken, toplumsal tepkiler nedeniyle bu ittifakta “görünmez” kalmayı tercih etmek.

 

Türkiye Analizi Riskler ve Fırsatlar

İsrail’in “Altıgen” yaklaşımı, doğrudan ve dolaylı olarak Türkiye’nin bölgesel nüfuz alanlarını hedef alma potansiyeline sahiptir. Ancak Türkiye, bu kuşatmayı kırmak için kendi karşı hamlelerini geliştirmektedir.

Stratejik Tehdit Algısı

Doğu Akdeniz’de izolasyon Yunanistan ve GKRY‘ın bu ittifakta merkezileşmesi, Türkiye’nin deniz yetki alanlarını kısıtlama girişimi olarak okunmaktadır.

Sünni Dünyada Liderlik Yarışı

İsrail’in, Türkiye’nin bölgesel politikalarını “radikal” olarak yaftalaması, Ankara’nın İslam dünyasındaki yapıcı rolünü diplomatik olarak marjinalize etme çabasıdır.

Savunma Sanayi Rekabeti

İsrail-Hindistan savunma ortaklığı, Türkiye’nin son yıllarda Orta ve Güney Asya’da kurduğu savunma ağlarına rakip bir güç odağı oluşturmaktadır.

Türkiye’nin Karşı Hamleleri

Türkiye, İsrail’in genişlemeci doktrinine karşı bölgesel dengeleyici ve statüko koruyucu bir ‘oyun kurucu’ olarak konumlanmaktadır.

Genişletilmiş Bölgesel İttifaklar

Türkiye; Suudi Arabistan, Mısır ve Pakistan ile ilişkilerini derinleştirerek İsrail’in bu ülkeleri kendi safına çekme çabasını dengelemektedir.

Yumuşak Güç ve Arabuluculuk

Gazze krizindeki aktif tutumu ve insani diplomasi ile Türkiye, bölge halkları nezdindeki meşruiyetini koruyarak İsrail’in “normalleşme” adımlarının altını oymaktadır.

Lojistik Alternatifler

Kalkınma Yolu Projesi (Irak üzerinden) ile İsrail-Hindistan eksenli ticaret rotalarına güçlü bir alternatif sunmaktadır.

 

Altıgen İttifak, İsrail’in bölgesel yalnızlığını ileri teknoloji ve çok uluslu bloklar vasıtasıyla aşma çabasıdır. Ancak bu yapının başarısı, Hindistan’ın stratejik özerkliğini koruma isteği ve Arap dünyasındaki Filistin hassasiyeti nedeniyle sınırlı kalabilir.

Türkiye için bu süreç, “stratejik özerkliğini” korurken aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Körfez hattında çok taraflı diplomasiyi zorlamayı gerektiren bir dönemdir.

Küresel güç dengelerinde (ABD-Çin rekabeti) Türkiye’nin kilit rolü, İsrail merkezli bu tip dar eksenli ittifakların kalıcı bir çevreleme oluşturmasını engelleyecek en büyük varlıktır.

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasında şekillenen bu “Stratejik Üçgen”, İsrail’in Altıgen İttifak hamlesine karşı İslam dünyasının jeopolitik ve askeri yanıtı niteliğindedir.

2024 sonu ve 2025 boyunca ivme kazanan bu iş birliği, sadece savunma değil, derin bir teknolojik ve siyasi entegrasyonu hedeflemektedir. İşte bu üçlü yapının temel bileşenleri ve Altıgen İttifak’a karşı oluşturduğu denge

 

Savunma Sanayi ve “Milli Teknoloji” Entegrasyonu

İsrail-Hindistan savunma ortaklığına karşı Türkiye, Pakistan ve Suudi Arabistan, savunma sanayiinde tam bağımsızlık hedefiyle bir araya gelmiştir.

KAAN ve Beşinci Nesil Savaş Uçakları Suudi Arabistan’ın finansal desteği, Türkiye’nin mühendislik gücü ve Pakistan’ın operasyonel tecrübesi KAAN projesinde birlemeleri ile bu, İsrail’in F-35 üstünlüğüne karşı bölgesel bir yanıt oluşturabilecektir.

İHA ve SİHA Ekosistemi

Suudi Arabistan’da kurulan Bayraktar üretim tesisleri, bölgedeki lojistik hakimiyeti İsrail-BAE aksından Türkiye Suudi Arabistan aksına kaydırıyor.

Ortak Mühimmat ve Füze Teknolojisi:

Üç ülke, Batı veya İsrail ambargolarına karşı kendi füze savunma sistemlerini geliştirme programları uygulama kararı alabilmeleri.

Jeopolitik Bloklaşma: “Merkez Ekseni”

Altıgen İttifak, bölgeyi Hindistan,Avrupa eksenine bağlamaya çalışırken; Türkiye, SuudiArabistan,Pakistan üçlüsü İslam dünyasının kalbi üzerinde bir güvenlik koridoru oluşturuyor.

 

Altıgen İttifak Hedefler (İsrail,Hindistan,Yunanistan)  

Ana Hedef Türkiye ve İran’ı çevrelemek.

Güvenlik Kaynağı ABD ve ileri İsrail teknolojisi.

Ekonomik Rota  IMEC (Hindistan,Ortadoğu,Avrupa Koridoru).

 

Stratejik Üçlü (Türkiye, Suudi Arabistan ,Pakistan) |

Stratejik özerklik ve İslam dünyası liderliği.

Yerli üretim ve ortak askeri doktrin.

Kalkınma Yolu ve CPEC (Çin,Pakistan Koridoru) entegrasyonu.

 

Bölgesel Güç Dengesi Üzerindeki Etkiler

Bu üçlü iş birliği, İsrail’in stratejik hesaplarını şu noktalarda bozmaktadır;

Suudi Arabistan’ın Türkiye ile bu denli derin bir savunma bağı kurması, İsrail ile yapacağı olası bir “normalleşmenin” sadece kağıt üzerinde kalacağını, stratejik güvenliğini İsrail’e değil, Türkiye ve Pakistan’a emanet ettiğini gösteriyor.

 

Doğu Akdeniz ve Hint Okyanusu Bağlantısı

Türkiye’nin Akdeniz’deki deniz gücü, Pakistan’ın Hint Okyanusu’ndaki varlığıyla birleştiğinde; İsrail,Hindistan arasındaki deniz ticaret yolu (IMEC) “dostane olmayan” iki donanma gücü arasında kalıyor.

 

Nükleer Caydırıcılık

Pakistan’ın nükleer güç olması, bu üçlü iş birliğine İsrail karşısında psikolojik ve stratejik bir üstünlük sağlıyor.

 

Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki bu yakınlaşma, Altıgen İttifak’ın bölgeyi “İsrail merkezli bir teknoloji kolonisine” dönüştürme riskine karşı en somut barajdır. Bu yapı, 2026 itibarıyla Orta Doğu’da artık “İsrail-Arap barışı” yerine, “Bölgesel aktörlerin kendi kendine yettiği bir düzen” oluşması gerektiğini ortaya çıkarmıştır.

 

Mehmet BOZKUŞ

Stratejist/Siyaset Bilimci
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —