Altın iner, çıkar.
Dolar iner, çıkar.
Enflasyon hepsini kemirir.
Ama GÜÇ yerinde duruyorsa, para ona çalışır.
Para krizden etkilenir,.GÜÇ etkilenmez.
Çünkü kriz parayı küçültür, karar veren eli büyütür.
Kur oynar.
Faiz yükselir.
Piyasa daralır.
Ve GÜÇ ayakta kaldığı sürece bu dalgalanmanın üstünde kalır.
Burada anlatılan GÜÇ, vatandaşın GÜCÜ değildir.
Bu GÜÇ; karar alanın, kural koyanın, hesap sorulmadığını düşünenindir.
GÜÇ merkezileştikçe eleştiri rahatsız eder.
Soranın sesi kısılır.
Direnen sistem dışına itilir.
Bu bir anlık durum değildir.
Bu bir yönetim biçimidir.
Bu anlayış alkış ister.
Sessizlik yetmez; sessizlik de onay sayılır.
Yanlış ihtimali düşünülmez.
Hata kabul edilmez.
Her kararın doğru olduğuna inanılır.
Böyle yerlerde karar tek noktadan çıkar, yetki tek elde toplanır.
Siyasetin görevi GÜCÜ büyütmek değildir.
Siyasetin görevi, GÜCÜ sınırlamaktır.
Çünkü sınırsız GÜÇ toplumu değil,kendini korur.
Ekonomi güvenle yürür.
Güven zayıfladığında para kaçar, yerine belirsizlik gelir.
Mazot pahalıysa çiftçi kaybeder.
Elektrik pahalıysa esnaf zorlanır.
Pazarda fiyat artıyorsa sofra küçülür.
Bunlar rastlantı değildir.
Bugün toplumda yaygın bir kanaat vardır.
Kamuda kararların adil işlemediğine, emeğin değil yakınlığın daha etkili olduğuna, bazı konuların hızla sonuçlanırken bazı başlıkların yıllarca sürüncemede kaldığına inanılmaktadır.
Bu doğru olsun ya da olmasın,bu kanaat güçlendikçe adalet duygusu zedelenir, güven aşınır.
Yoksulluk bazen bir sonuç değildir.
Zamanla bir araca dönüşür.
Çaresiz kalan itiraz edemez.
Borçlanan susar.
Geleceğinden kaygı duyan boyun eğer.
Bu yüzden kriz, vatandaş için ağır bir yüktür; ama GÜCÜ elinde tuttuğunu düşünenler için bir fırsat alanına dönüşebilir.
Kriz geldikçe pazarlık gücü düşer.
İnsanlar daha az ister, daha az soru sorar.
Bu düzende insan birey olarak değil, kolayca değiştirilebilen bir sayı gibi görülür.
Adalet, işe yaradığı zaman hatırlanır.
Siyaset temsil demektir.
Ama GÜÇ, temsil istemez;
koşulsuz sadakat bekler.
Sandık önemlidir.
Ancak sonuç hoşuna gitmediğinde sorumluluk sürecin geneline yayılır.
Koltuk uzadıkça makam büyür.
Makam büyüdükçe dokunulmazlık hissi yerleşir.
GÜÇ tek başına sorun değildir.
Sorun, GÜCÜN denge dışına çıkmasıdır.
Zarar, denge kaybolduğunda başlar.
Devlet aklı, GÜCÜ büyütmekle değil,dengeyi korumakla yaşar.
GÜÇ, sessizliğin alkış sayıldığı yerde büyür.
İlahi adalet kul hakkını korur.
Keyfi GÜÇ kul hakkını ezer.
Bir GÜÇ kendini mutlak görmeye başladığında meşruiyetini yitirir.
Ve yıkım üretir.
Altının, doların inişi çıkışı bu tabloyu değiştirmez.
GÜÇ değişmezse bedeli halk öder.
GÜÇ denetlenmezse kriz gelir.
Kriz gelince yük yine halkın sırtına biner.
Bu yüzden siyasette de hayatta da en pahalı şey altın değildir, dolar değildir.
GÜÇTÜR.
Hiçbir GÜÇ ilahi adaletin yerine geçemez.
Geçmeye kalktığı an artık GÜÇ olmaktan çıkar.
YIKIM OLUR..
ÇETİN AY
BWA BAŞKANI
Not: Bu değerlendirme, somut kişi veya kurumlara yönelik bir isnat değil, toplumda oluşan algı ve kanaatlerin ifadesidir.