Gözde ŞAHİN

Tarih: 01.02.2026 08:33

Sessizce Aşınan Adalet

Facebook Twitter Linked-in

Bir toplum bazen büyük gürültülerle değil, sessizlikle çözülür…

Ne sokaklar karışır ne manşetler alarm verir. Çöküş, fark edilmeden ilerler. 

Türkiye’de bugün yaşanan da tam olarak budur.

Gündem her gün hızla değişirken, tartışmalar birbirini kovalar, asıl mesele gözden kaçar: insanların adalete olan inancının yavaş ama kararlı biçimde zayıflaması.

 

Adalet çoğu zaman yalnızca hukuki bir kavram gibi ele alınır…

Oysa adalet, insanın hayatın içinde hissettiği bir denge duygusudur. Bir çocuğun aynı şartlarda eğitim alabileceğine inanmasıdır. 

Bir gencin emeğinin karşılığını alabileceğini düşünmesidir. Bir çalışanın hakkını aramak zorunda kalmadan teslim almasıdır. 

Bir kadının sokakta yürürken tedirgin olmamasıdır. Adalet, yalnızca mahkeme kapılarında değil; sınıflarda, iş yerlerinde, sokak aralarında ve haber bültenlerinin satır aralarında kendini gösterir.

 

İnsan, eşit muamele görmediğini düşündüğü anda yalnızlaşır.

Bu yalnızlık önce bireyseldir; zamanla ortak bir duyguya dönüşür. “Benim başıma geldi” cümlesi yerini “zaten hep böyle” düşüncesine bırakır. 

İşte bu dönüşüm, toplumun en kırılgan anıdır. Çünkü adaletsizlik karşısında verilen ilk tepki öfke değil, kabulleniş olduğunda güven duygusu sessizce çözülür.

Bugün birçok insan yaşadığı haksızlığı anlatırken artık çözüm aramıyor…

Cümleler genellikle aynı kelimeyle bitiyor: “alıştık.” Bu kelime, bir toplumun geleceği adına en tehlikeli eşiği temsil eder. 

Çünkü alışılan adaletsizlik, sorgulanmayan bir düzene dönüşür. Sorgulanmayan düzen ise kendini yeniden üretir; daha görünmez, daha derin ve daha kalıcı hale gelir.

 

Adalet duygusunun zedelendiği yerde güven barınmaz. Güvenin olmadığı yerde umut yeşermez. Umudun zayıfladığı toplumlarda insanlar hayal kurmaktan vazgeçer, uzun vadeli planlar yapamaz hale gelir. 

Gençler geleceklerini başka ülkelerde aramayı düşünür, yetişkinler sessizleşir, itiraz etme refleksi körelir. Bu durum yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamaz; ortak bir ruh halinin dışavurumudur.

 

Türkiye’nin bugün ihtiyacı olan şey yeni polemikler, geçici gündemler ya da yüzeysel tartışmalar değildir.

Asıl ihtiyaç, adalet duygusunu yeniden inşa edecek samimi bir yüzleşmedir. 

Yasaların varlığı kadar, o yasaların herkese eşit uygulanacağına dair inanç da güçlendirilmelidir. Çünkü adalet, sadece metinlerde yazılı olmakla değil, hayatın içinde hissedilmekle anlam kazanır.

Toplumlar bazen neyi kaybettiklerini, yokluğunda fark eder. Adalet duygusu da böyledir. 

Görünmezdir ama eksikliği her alanda hissedilir. İlişkilerde, kurumlarda, beklentilerde ve hayallerde… 

Bu eksiklik giderilmeden atılan her adım, sağlam bir zemine değil, kırılgan bir sessizliğe basar.

Ve belki de artık şu gerçeği kabul etmenin zamanı gelmiştir: Bir toplum adaleti yalnızca yitirmez; adaletle birlikte güvenini, umudunu ve geleceğe dair inancını da kaybeder.

 

Gözde Şahin

Öğretmen- Sunucu


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —