“Tımarhaneden Mektuplar”
Bugün kapıda yazıyı gördüm…
Beyaz zemin, siyah harfler: Sessizlik Servisi Doldu.
Yeni başvurular yarına ertelenecektir. İçeri girmeye çalışanlar yine de denedi.
Çünkü burada yatak bulunur; konuşmaktan yorulanlara, düşünmekten başı ağrıyanlara, itiraz etmeyi artık beceremeyenlere…
Sessizlik servisi son yıllarda çok revaçta.
Özellikle “Ben aslında konuşurdum ama…” diye başlayan cümleleri olanlar geliyor.
O ama var ya, işte onun reçetesi burada yazılıyor.
Hastalar sırayla yatırılıyor.
Önce sesleri ölçülüyor.
Sonra düşünce refleksleri kontrol ediliyor.
Eğer “Böyle gelmiş, böyle gider” cümlesini hiç tereddüt etmeden kurabiliyorsan, doğru yerdesin.
Bir doktor yanımdan geçti.
Dosyada şu yazıyordu: “Hasta susmayı öğrenmiş. Topluma uyumlu.”
Uyum…
Ne kadar yumuşak bir kelime. İçinde ne kadar sert şeyler sakladığını fark etmiyoruz.
Burada kimse bağırmıyor. Çünkü bağırmak hâlâ bir şeylere inandığını gösterir.
Sessizlik ise çok daha makbul. Hem yorulmazsın hem de kimse seni fazla bulmaz.
Koridorda küçük bir afiş vardı; şiir sanmıştım:
Sessizsen akıllısın
Susuyorsan olgunsun
Konuşuyorsan
Muhtemelen sorunlusun.
Altında imza yoktu. Zaten böyle şeylerin imzası olmaz…
Bir kadın gördüm; uzun süredir burada yatıyormuş.
Eskiden çok konuşurmuş, toplantılarda el kaldırır, evde sorular sorarmış: “Bu neden böyle? ”dermiş.
Şimdi gayet iyiymiş.
Sorular azalmış, beklentiler düşmüş.
Hatta bazen içinden geçenleri bile bastırabiliyormuş.
Doktoru çok memnun. “İleri düzey uyum,” dedi gururla.
Sessizlik servisinde zaman kavramı yok.
Çünkü zaman da bir sorudur.
Ne zamana kadar? Daha ne kadar?
Bunlar dışarıda sorulur. Burada sadece bugün vardır.
Bugün sus.
Yarın bakarız.
Bir not daha düştüm defterime…
Sessizlik bulaşıcıdır.
Yanındakine geçer, sonra çocuklara, en son içine.
Çıkışa yönelirken görevli durdurdu beni.
“Yer açılırsa sizi de alabiliriz,” dedi.
Teşekkür edip, henüz dolmadığımı söyledim.
İçimde hâlâ konuşan bir şeyler var.
Rahatsız edici ve biraz da gürültülü…
Arkamdan kapı kapandı. İçeridekiler rahatladı sanırım.
Bir kişi daha sessizliği bozmayacaktı…
Siz de farkına varın.
Bir sonraki mektupta size şunu anlatacağım: İnsanlar ne zaman alıştım demeye başlıyor ve bu kelime nasıl oluyor da en tehlikeli kabullenişe dönüşüyor?
Tımarhaneden şimdilik bu kadar. Koridorda yankı yapmamak için yavaş yürüyorum. Sessizliğe selamet…
Eğitimci / Şair-Yazar / Davranış Bilimci
Rıza CEYLAN – R.C.