S. Tarkan BOZKURT

Tarih: 22.02.2026 14:23

SİBERNETİK, MİLLÎ KİMLİK VE İNSAN KALMAK

Facebook Twitter Linked-in

Bugün artık tartışmasız bir hakikatin içindeyiz. Dünya, mekanik bir düzen değil, veriyle, algoritmayla ve geri bildirim döngüleriyle işleyen devasa bir sibernetik sistemdir. Ekonomilerden ordulara, sosyal medyadan aile yapısına kadar her alan bir “geri besleme” (feedback) mekanizmasıyla yönetilmektedir. 

Sorulması gereken soru şudur: Bu sistemin öznesi miyiz, yoksa nesnesi mi?

Geçmişte sibernetik; makine ile insan arasındaki haberleşme ve kontrol bilimi olarak tarif edilirdi. Bugün ise yapay zekâ, büyük veri ve algoritmik yönetişim ile birlikte insan davranışlarını öngören, yönlendiren ve hatta şekillendiren bir güç hâline gelmiştir. Artık mesele sadece makinelerin insanı anlaması değil, insanın kendisini kaybetmeden bu sistem içinde var olabilmesidir.

Çünkü sibernetik bir hakikat vardır: Kontrol eden, yön verir. Geri bildirim mekanizmasını kuran, sistemi yönetir.

Bugün sosyal medya platformları birer dijital sinir sistemi gibi çalışıyor. Algoritmalar neyi göreceğimizi, neyi düşüneceğimizi, neye öfkeleneceğimizi belirliyor. Ekonomik tercihlerimizden siyasi kanaatlerimize kadar her şey ölçülüyor, sınıflandırılıyor ve yönlendiriliyor. Bu durum sadece teknolojik bir gelişmenin ötesinde, kültürel ve ideolojik bir kuşatmadır.

Millî kimlik meselesi tam da burada başlıyor.

Çünkü kimliğini kaybeden toplum, veri yığınına dönüşür. Değerlerini kaybeden gençlik ise algoritmaların yönettiği bir tüketim nesnesi hâline gelir. Sibernetik çağda asıl mücadele, zihin, dikkat ve anlam dünyası için verilmektedir.

Bugün Türk gençliği tarihinin en büyük geri besleme bombardımanı altındadır. Ekranlardan akan içerikler, aileyi değersizleştiren, inancı sıradanlaştıran, ahlâkı göreceli hâle getiren bir dijital kültür üretmektedir. Bu, klasik bir kültürel yozlaşma sürecinden farklıdır. Çünkü bu kez süreç kendini sürekli güncelleyen bir sistem tarafından yürütülmektedir. Yani karşımızda statik bir propaganda değil, öğrenen ve adapte olan bir mekanizma vardır.

İşte bu yüzden meseleye nostaljik bir savunma refleksiyle bakmak hata olur, sibernetik bir bilinçle yaklaşmak zorundayız.

Nasıl ki insan vücudu homeostaz ile dengesini korur, toplumlar da kendi değer sistemleriyle varlığını sürdürür. Eğer bu değer sistemi çökerse, toplum kontrolünü kaybeder. Bugün yaşadığımız kimlik krizinin temelinde de bu denge kaybı vardır.

Çözüm teknolojiden kaçmak değildir. Tam aksine, teknolojiyi üreten, yöneten ve kendi değer kodlarımızla yeniden anlamlandıran bir medeniyet perspektifi geliştirmektir.

Yapay zekâ çağında milliyetçilik; sistem kurma iradesidir.

Veri üreten değil, veri yöneten bir toplum olmaktır.

Algoritmaların nesnesi değil, öznesi olmaktır.

Türk gençliği için asıl mesele şudur: Dijital dünyanın sunduğu sınırsız içerik içinde kendi fikrî omurgasını koruyabilecek mi? Yoksa dikkat ekonomisinin tükettiği bir kitleye mi dönüşecek?

Bugün Kızıl Elma; bilgi üretmek, teknoloji geliştirmek ve bunu millî bir karakterle yoğurabilmektir.

Kızıl Elma; yapay zekâ çağında insan kalabilmektir.

Çünkü insanı makineden ayıran şey hız değil anlamdır.

Veri değil vicdandır.

Algoritma değil iradedir.

Sibernetik çağ bize şunu öğretiyor: Dengesini kaybeden sistem çöker.

Toplumlar için bu denge; aile, inanç, ahlâk ve millî şuurdur.

Eğer bu dört sütunu koruyabilirsek, teknoloji bizim için bir tehdit olmaktan çıkıp, bir güç çarpanı olur.

Ama bu dengeyi kaybedersek, en gelişmiş teknolojiler bile bizi kurtaramaz.

Bugün yapılması gereken şey açıktır:

Türk gençliğine hem kod yazmayı hem de kimlik okumayı öğretmek.

Hem yapay zekâyı hem de irfanı birlikte inşa etmek.

Hem sistemi anlamak hem de sistemi kurmak.

Çünkü gelecek, anlam üretenlerin olacaktır.

Ve unutulmamalıdır:

Makineyi yöneten akıl güçlüdür.

Ama o akla istikamet veren değerler yoksa, güç felakete dönüşür.

Sibernetik çağda millî mücadele, zihinler üzerindedir.

Bu mücadeleyi kazananlar, yarının dünyasını kuracaktır.

 

S. Tarkan Bozkurt

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —