S. Tarkan BOZKURT

Tarih: 01.03.2026 09:13

SÖZÜN MUHATABI SENSİN

Facebook Twitter Linked-in

İnsan en büyük yalanı kendisine söyler. En çok kendisine verdiği sözleri tutmaz. En ağır ihanetleri de yine kendi ruhuna karşı işler.

Oysa hayat dediğimiz yolculukta yapılan bütün anlaşmaların, imzalanan bütün sözleşmelerin ve verilen bütün vaatlerin tek bir gerçek muhatabı vardır, İnsanın kendisi.

Bir başkasına verilen söz bozulduğunda ayıp olur. Topluma verilen söz bozulduğunda itibar zedelenir. Ama insanın kendisine verdiği söz bozulduğunda, işte orada karakter çözülür.

Çünkü insanın iç dünyasında kurduğu mahkemenin hâkimi de kendisidir, sanığı da… Ve o mahkemenin kararları hiçbir zaman zamanaşımına uğramaz. Modern çağın en büyük krizlerinden biri de budur. İnsan dış dünyaya karşı sözünde durmaya çalışırken, iç dünyasına karşı tamamen disiplinsizdir. Başkalarına verdiği randevuya dakik gelir ama kendi hedeflerine karşı sürekli gecikir. Başkasına mahcup olmamak için çabalar ama kendi ruhuna karşı mahcubiyet hissetmez.

 

Bu, sadece bireysel bir zafiyet değil, bir şahsiyet meselesidir.

Şahsiyet, insanın yalnız kaldığında ne yaptığıdır. Kimse görmezken hangi sözlere sadık kaldığıdır.Alkış yokken de yürüyebilmektir.

Kendi kendisiyle yaptığı sözleşmeye sadık kalan insanın iradesi çelikleşir. Böyle bir insanı ne moda akımlar savurabilir ne de geçici hevesler yoldan çıkarabilir. Çünkü onun pusulası dışarıda değil, içeridedir. 

Bugün pek çok insanın hayatı yarım kalmış kararların mezarlığına dönmüş durumda.Başlanıp bırakılan kitaplar, ertelenen hedefler, vazgeçilen idealler…

Bunların her biri aslında kişinin kendi ruhuna verdiği sözlerin ihlalidir.

Ve her ihlal, insanın iç dünyasında küçük bir çöküşe yol açar. Zamanla bu çöküş, özgüven kaybına, irade zayıflığına ve kimlik bulanıklığına dönüşür.

İşte bu yüzden insanın ilk imzalaması gereken sözleşme, kendi varlığıyladır.

 

Bu sözleşmenin maddeleri şunlardır:

​•​Kendime yalan söylemeyeceğim.

​•​Ertelediğim her hedefin hesabını kendime vereceğim.

​•​Zor olanı seçmekten kaçmayacağım.

​•​İnandığım değerleri, yalnız kaldığımda da yaşayacağım.

​•​Vazgeçmeyeceğim.

 Bu maddeler kâğıda yazılmaz, karaktere kazınır.

 

Kendisiyle anlaşma yapan insan, dış dünyayla da sağlıklı ilişkiler kurar. Çünkü kendisine sadık olan, başkasına ihanet etmez. Kendi sözünü tutan, başkasının sözünü de ciddiye alır. İç disiplinini kuran, dış düzeni de kurabilir.

Büyük davalar, büyük yürüyüşler ve büyük medeniyet tasavvurları, ancak kendisiyle barışık ve kendisine söz geçirebilen insanlar tarafından taşınabilir.

Kendi nefsine hükmedemeyen bir insanın dünyaya hükmetme iddiası ham bir hayaldir.

 

Bugün yeniden hatırlamamız gereken hakikat şudur:

İnsan önce kendisinin lideri olmalıdır.

Kendi iradesinin komutanı, kendi ruhunun muhafızı olmalıdır.

Çünkü iç dünyasında dağınık olan bir insanın, dış dünyada düzen kurması mümkün değildir.

 Söz, önce kalpte verilir.

Sonra hayata geçirilir.

Ve en son dünyaya duyurulur.

 Bu yüzden artık başkalarına verilen sözlerden önce, kendi ruhumuza verdiğimiz sözleri hatırlama zamanıdır.

Aynaya baktığımızda gördüğümüz kişiyle bir anlaşma yapma zamanıdır.

 

Şahit de biz olacağız, hâkim de…

Ve o sözleşmenin tek yaptırımı olacak:

 Ya şahsiyet inşa edeceğiz ya da kendimizi kaybedeceğiz.

 

S. Tarkan Bozkurt

 

 

 

 

 

 

 

Siz

SÖZÜN MUHATABI SENSİN

 

İnsan en büyük yalanı kendisine söyler.

En çok kendisine verdiği sözleri tutmaz.

En ağır ihanetleri de yine kendi ruhuna karşı işler.

 

Oysa hayat dediğimiz yolculukta yapılan bütün anlaşmaların, imzalanan bütün sözleşmelerin ve verilen bütün vaatlerin tek bir gerçek muhatabı vardır, İnsanın kendisi.

 

Bir başkasına verilen söz bozulduğunda ayıp olur.

Topluma verilen söz bozulduğunda itibar zedelenir.

Ama insanın kendisine verdiği söz bozulduğunda, işte orada karakter çözülür.

 

Çünkü insanın iç dünyasında kurduğu mahkemenin hâkimi de kendisidir, sanığı da…

Ve o mahkemenin kararları hiçbir zaman zamanaşımına uğramaz.

 

Modern çağın en büyük krizlerinden biri de budur. İnsan dış dünyaya karşı sözünde durmaya çalışırken, iç dünyasına karşı tamamen disiplinsizdir.

Başkalarına verdiği randevuya dakik gelir ama kendi hedeflerine karşı sürekli gecikir.

Başkasına mahcup olmamak için çabalar ama kendi ruhuna karşı mahcubiyet hissetmez.

 

Bu, sadece bireysel bir zafiyet değil, bir şahsiyet meselesidir.

 

Şahsiyet, insanın yalnız kaldığında ne yaptığıdır.

Kimse görmezken hangi sözlere sadık kaldığıdır.

Alkış yokken de yürüyebilmektir.

 

Kendi kendisiyle yaptığı sözleşmeye sadık kalan insanın iradesi çelikleşir.

Böyle bir insanı ne moda akımlar savurabilir ne de geçici hevesler yoldan çıkarabilir.

Çünkü onun pusulası dışarıda değil, içeridedir.

 

Bugün pek çok insanın hayatı yarım kalmış kararların mezarlığına dönmüş durumda.

Başlanıp bırakılan kitaplar, ertelenen hedefler, vazgeçilen idealler…

 

Bunların her biri aslında kişinin kendi ruhuna verdiği sözlerin ihlalidir.

 

Ve her ihlal, insanın iç dünyasında küçük bir çöküşe yol açar.

Zamanla bu çöküş, özgüven kaybına, irade zayıflığına ve kimlik bulanıklığına dönüşür.

 

İşte bu yüzden insanın ilk imzalaması gereken sözleşme, kendi varlığıyladır.

 

Bu sözleşmenin maddeleri şunlardır:

​•​Kendime yalan söylemeyeceğim.

​•​Ertelediğim her hedefin hesabını kendime vereceğim.

​•​Zor olanı seçmekten kaçmayacağım.

​•​İnandığım değerleri, yalnız kaldığımda da yaşayacağım.

​•​Vazgeçmeyeceğim.

 

Bu maddeler kâğıda yazılmaz, karaktere kazınır.

 

Kendisiyle anlaşma yapan insan, dış dünyayla da sağlıklı ilişkiler kurar.

Çünkü kendisine sadık olan, başkasına ihanet etmez.

Kendi sözünü tutan, başkasının sözünü de ciddiye alır.

İç disiplinini kuran, dış düzeni de kurabilir.

 

Büyük davalar, büyük yürüyüşler ve büyük medeniyet tasavvurları, ancak kendisiyle barışık ve kendisine söz geçirebilen insanlar tarafından taşınabilir.

 

Kendi nefsine hükmedemeyen bir insanın dünyaya hükmetme iddiası ham bir hayaldir.

 

Bugün yeniden hatırlamamız gereken hakikat şudur:


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —