Haşhaş, patates ve termal diyarı, Avrupalıların ata vatanı kabul ettiği, Frigya’nın, Frigliler’in yaşadığı topraklar olan Afyon’a yolu düşen bir vesile buradan geçen Afyon’u sanki ortadan ikiye bölmüş gibi ihtişamıyla herkesi selamlayan Afyon Kalesi’ne çıkanınız var mı bilmiyorum. Yaklaşık 10 yıl önceydi çıkmıştım kaleye. Geçen hafta Afyon’da bulunduğum süre zarfında ikinci kez çıktım meşhur Afyon Kalesi’ne. Kale izlenimlerime değinmeden önce kale hakkında kısa bilgi vermek istiyorum.
Afyonkarahisar kalesi şehrin merkezinde eski Afyon konaklarının bulunduğu bir noktada yer alıyor. Sönmüş bir volkanın üzerinde yer alan kale, yaklaşık 3.350 yıllık bir geçmişe sahip. Yerden yüksekliği 226 metre olan tabii yükseltili bir trakit kaya kütlesi üzerinde yer alan kale, M.Ö. 1350 yıllarında Hitit İmparatoru II. Mursil zamanında Arzava ülkesine düzenlenen sefer sırasında askerlerin kışı geçirmeleri amacıyla II. Mursil tarafından yaptırıldığı düşünülüyor. Geçmişe bakıldığında oldukça zengin efsanelere sahip kale, Hititler, Frigler, Lidyalılar, Persler, Pargamon Krallığı, Romalılar, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde önemli işlev görmüştür. Kalenin zirvesinde M.Ö. 1200-700 yılları arasında bölge de yaşamış Frigler’e ait kültür izlerine rastlamak mümkün. Ana Tanrıça Kybele’ye adanmış birçok tapınma yeri ile 4 adet büyük sarnıç bulunmaktadır. Kalenin ismi Hititler döneminde Yüksek Tepe Şehri anlamında “Hapanuva”, Roma ve Bizans dönemlerinde "Akroenos”, Selçuklular döneminde ise “Karahisar” dır. Selçuklu hükümdarı 1. Alaaddin Keykubat'ın hazinelerini bu kalede muhafaza etmiş bu yüzden de “Hisar-ı Devle” ismiyle tanınmıştır. Selçuklu vezirlerinden Sahip Ata Fahrettin Ali ve oğullarına kale muhafızlığı verilmiş bu nedenle de ismi Karahisar-ı Sahip olmuştur.
Malazgirt Savaşı’ndan sonra 11. yüzyılda Selçuklular buraya yerleşmeye başlamışlar. Kale, Selçuklu Sultanı 1. Alaaddin Keykubat zamanında kale dizdarı Mimar Bedrettin Gevhertaş tarafından 1235 yılında onarılmış, ayrıca kaleye küçük bir mescit yanına da saray yaptırılmıştır. Osmanlı döneminde Sultan II. Selim zamanında 1573 yılında, II. Selim’in emriyle Mahmut Bey tarafından kalenin burçları, sarnıçları ve kulesi tekrar onarılmıştır. Dik bir tepe üzerinde yer alan kaleye, kayaların üstüne oyulmuş 625 merdivenle çıkılmaktadır. Bu merdivenler iç ve dış olmak üzere iki bölümden oluşuyor. Kız Kalesi veya Kız Kulesi denilen kalenin iç bölümü muhafızlara ayrılmıştır. Sultan Alaeddin Keykubat burada cami, saray, erzak ambarları, cephanelikler, sekiz su sarnıcı ve değerli eşyaların saklandığı bir de mahzenler yaptırtmıştır.
Kaleye ilk defa Yaşar Bayram ve Mustafa Aymak ağabeylerimle Afyon’a geldiğimde çıkmış idim. O zaman biraz daha gençmişim ki çok zorlanmamıştım. Bu kez ailecek geldiğimiz termal tatilinde çocuklar ile birlikte çıktım. Bir hayli beni yordu kaleye çıkışım. Kaleye çıkış noktasında merdivenlerin hemen yanı başında bir çeşme bulunuyor. Birkaç basamak çıkıldığında taşlar arasında kalenin dibinde hayatın hali hazırda devam ettiği bir ev, insanı karşılıyor. Kaleye çıkmaya meraklı epeyce insan vardı. Oldukça dik olan merdivenlerden çıkarken belirli noktalarda dinlenme imkânı da var. Zaten hiç durmadan dinlenmeden kaleye çıkabilmek imkânsız gibi. Dik merdivenler bir hayli zorluyor insanı. Kaleye çıkmaya başladığımdan itibaren her ne kadar belirli aralıklar ile çöp atmak için çöp torbaları ağaçların etrafına koyulmuş olsa da sağa sola ve yerlere atılmış pet şişeler, ambalaj atıkları çok çirkin bir görüntü oluşturuyordu. Sadece bu olsa yine iyi. Kaleye çıkarken rastladığım ağaçların dalları, pet şişelerin ambalajında bulunan firma ismi ve bazı bilgilerin yer aldığı naylonumsu şeylerle kaplıydı. Bunu kim neden yapmıştı anlayamadım ama anladığım tek şey çok çirkin bir görüntü oluşturuyordu. Kaleye çıkarken mutlaka yanınızda su
bulundurmalısınız. Gerçi hem kale girişinde hem de kale içinde su vb. şeyler satan birileri olsa da siz yanınıza su almayı ihmal etmeyin.
Dinlene dinlene 30 dakika da kaleye çıkmış oldum. Kalenin içinden Afyon’u temaşa etmek harika bir duygu ve güzellik. Kale içi, fotoğraf çektirenler, çay kahve içenler, Kale surları arasından Afyon’u seyreden insanlarla doluydu. Kale içinden bir başka merdivenle bugün kalenin tam tepe noktasında bulunan şanlı al bayrağımıza kadar gidebiliyorsunuz. Oradan Afyon’a kuşbakışı bakabilme duygusu tarifsiz bir duygu. Özellikle eski yerleşim yeri ve Konaklar muhteşem bir görüntü ortaya koyuyor.
Afyon Kalesi ile ilgili Türk mitolojisinde (efsanelerde) yer etmiş bazı hikayeler de bulunmaktadır. Kısaca bu hikayelerden birkaçına yer vermek istiyorum.
Yaklaşık 3350 yıllık bir geçmişe sahip olan Karahisar Kalesi, birçok kez el değiştirmiş, her seferinde de kaleye dair yeni bir efsane söylene gelmiştir. Yerden oldukça yüksek olan bu kaleyi ele geçirmek hiç de kolay değildir. Bu nedenle Battal Gazi’den Hz. Ali (r.a)’ye, Beyböğrek’ten Çavuşbaşı’na, Horoz Dede’ye kadar birçok efsane anlatılır. Bu efsanelerden Hz. Ali (r.a.)’ye ait olanı şöyledir. İslam halifelerinden Hz. Ali, atı Düldül’ün üzerinde dağdan dağa uçarak sefer yapmaktadır. Bu seferlerin birinde Afyonkarahisar’a gelen Hz. Ali, Hıdırlık Dağı’nda konaklamak için sertçe yere basınca, buradaki bir kaya üzerinde ayağının izi kalır. Daha sonra Hıdırlık’tan Kale’ye atlayan Düldül, burada da dizginlenince bu kez ön ayağının izi bir kayanın üzerinde kalır. Hz. Ali, Düldül’ü sulamak için su yalağına vardığında, atı bağlayacak bir yer bulamaz ve dört parmağı ile yalağın yanındaki bir taşa vurarak taşı deler ve atı buraya bağlar. Afyonkarahisar Kalesi’nde bugün Düldül’ün ayak izi ile atın bağlandığına inanılan kaya üzerinde delik, hala varlığını korumaktadır.
Battalgazi’ye ait efsane ise şöyledir:
Afyonkarahisar’da 740 yılında öldüğü konusunda tarihçilerin birleştiği Battal Gazi ile yakın arkadaşı Ahmet Tarhan kaleyi kuşatır, içeridekilerin dışarısı ile bütün bağlantılarını keser. Kale komutanı, bunun üzerine Bizans İmparatoru’na haber gönderir ve yüz bin kişilik bir ordu yardım için yola çıkar. Kalenin burçlarından Battal Gazi’yi görerek âşık olan komutanın güzel kızı Ona bir kötülük gelmemesi için çimler üzerinde uyumakta olan Battal Gazi’ye bağırır, ancak duyuramaz. Sonra bir kâğıt yazar, taşa sararak üzerine atar. Battal Gazi, bir iki kıpırdandıktan sonra hareketsiz kalır. Battal Gazi’nin uyanmadığını gören kız telaşlanır, babasına Türklerin komutanının çayırda uyuduğunu söyler ve güya Onu öldürmek için zehirli bir hançer ister. Battal Gazi’nin yanına gelen kız onu ölmüş olarak bulur. Çünkü attığı taş, Battal Gazi’nin kulağına gelmiş ve ölümüne neden olmuştur. Kız üzülür ve hançeri kendi kalbine saplayarak hayatına son verir. Bizans ordusu kalenin eteklerine geldiğinde amansız bir savaş başlar, Ahmet Tarhan askerleriyle birlikte şehit olur. Ahmet Tarhan Karahisar Kalesi’nin eteklerinde, şu anda Ulu Caminin karşısındaki bir mezara gömülmüştür. Ancak savaştan sonra çok şiddetli bir fırtına başlar ve Battal Gazi’nin cesedini Eskişehir dolaylarına atar. Böylece Bizanslılar, Battal Gazi’nin öldüğünü anlayamaz ve daha uzun süre onun korkusuyla yaşarlar.
Bugünkü Olucak Çeşmesinin, Çavuşbaşı mahallesinin ve Çavuş Dede mezarı ile ilgili olarak anlatılan Çavuşbaşı ya da Çavuş Dede efsanesi ise şöyledir: Afyonkarahisar sancağı Türk egemenliğine girmeden önce burada valilik yapan kişiye Türk hükümdarı elçiler göndererek kalenin Türklere teslimini ister. Her defasında ret cevabı alınması üzerine hükümdar en güçlü Çavuş Başını Karahisar Kalesi’nin alınması için görevlendirir. Çavuşbaşı askerleriyle birlikte birkaç gün içinde Muttalıp bağlarına gelir. Bunu haber alan kale komutanı, kaleye kapanarak savunma düzeni alır. Ertesi sabah Türk askerleri Karakuyu’ya ulaşır. Su stoku tükenen askerler, Karakuyu’da su içmek isterler ama su sağlığa zararlı olduğu için vazgeçerler. Bunun üzerine çevrede su aramaya başlarlar ancak bulamazlar. Durum Çavuşbaşı’na bildirilir. Çavuşbaşı, yanına birkaç kişi alarak Yağdan denilen kayalıklara doğru gider.
Çok yüksek bir kayanın önünde bazı dualar mırıldanır ve “Burada bir su olacak” diye bağırıp kılıcını kayaya vurur. Kılıç darbesiyle yarılan kayadan su fışkırır. Çok güzel ve şifalı olan su askerlerin yorgunluğunu giderir. Dinlenen ordu bir cuma günü kaleye saldırır ve kaleyi ele geçirirler. Şehitler arasında Çavuşbaşı da vardır. Bugün Afyonkarahisar’ın Çavuşbaşı Mahallesindeki Olucak suyu güzel bir memba suyudur. Olucak çeşmesinin karşısındaki Çavuş Dede mezarı halkın adaklar adadığı küçük bir türbedir.
Türkiye’nin en zengin tarihi dokularına sahip şehirlerinden biri olan Afyon’da bulunan adeta Anadolu’nun muhafızlığını yapan ve tarihin izlerini üzerinde bulunduran Afyon Kalesi gerçekten görülmeye değer. Büyük şair Arif Nihat Asya’nın dizelerinde “Gökyüzünde bir balkon” olarak nitelediği Afyonkarahisar Kalesi ve hemen yanı başında bulunan tarihi 850 yıllık ahşap camiyi görmek için yönünüzü mutlaka Büyük Taarruzun başlatıldığı ve gastronomisiyle de adından söz ettiren Afyon’a çevirmelisiniz.