Hayrettin ÇAKMAK

Tarih: 19.01.2026 19:54

Terörsüz Türkiye-2-

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye 42 yıldır kanlı bir terörle karşı karşıyadır. PKK ilk kanlı eylemini Ağustos 1984 tarihinde Eruh’ta yapmıştı,1984 yılından bu yana perde önünde Türkiye düşmanlarının kuklası PKK ile, perde arkasında ise ABD başta olmak üzere dost görünen ülkelerle mücadele ediyoruz. Türkiye ile sorunu olan her ülke PKK terör örgütünü kullanmıştır.

 

Dış güçler terör örgütüne niçin destek verir? Neden destek vermez?

Fransa devlet başkanı Mitterrand ve eşi hem Asala hem de PKK terör örgütlerine resmen hamilik yaptılar. Merhum Özal, Melun Mitterrand ile bu konuları görüşürken; Fransız Mirage savaş uçaklarından sipariş vermemiz araya sıkıştırılır. Mirage jetlerinden alırsan ASALA terör örgütünden desteğini anında çekerler.

 

Ayrılık tohumları nasıl atıldı. Hegemonik devletler uzun süreli planlar yaparlar. Merhum Erbakan Hoca anlatıyor: Bizim Recai Bey 1960’larda Diyarbakır’ın köylerine su getirmeye gitmişti. Keşif yaparken bir bakıyor ki dağın başında Amerikalılar. Ne arıyorlar orada? Turistlermiş! Hepsi uydurma. Gittiler, oradaki köylülerin aklına girdiler, sizin niye ayrı devletiniz olmasın diye kışkırttılar. Bin yıldır birbirine kaynaşmış olan Kürt ve Türk halklarının arasını açtılar. Güneydoğu meselesinin altında iki sebep yatar: Bölgenin geri bırakılmışlığı ve yanlış davranışlar. Türkiye devleti değil, devletin bazı yanlış yetişmiş fertleri Güneydoğu’da halka zulmetmiş, zulmetmekten zevk almıştır.

(Radikal gazetesi 2 Aralık 2011 Ezgi Başaran)

 

Terörle mücadele ile teröristle mücadele aynı şeyler değildir. Tabi ki terör devam ettiği müddetçe teröristle mücadele edilecektir. Fakat terörle mücadelede aşılması gereken en önemli tümsek: terör sona erdiğinde içte ve dışta kimlerinin menfaatleri zarar görecek, kimler işsiz kalacak sorusudur.

 

Türkiye’de çözüm için ciddi adım atanlar, hamaset istismarı yapanlar tarafından suçlanmış neredeyse vatan hainliği ile yaftalanmıştır. Yaşanan süreçte her ne kadar karşı görüşler ileri sürülse de uzunca bir süre 17 bin civarında faili meçhul bir fatura ile Türkiye karalanmıştır. Terörün yoğun yaşandığı bölgede insan hakları ihlallerinden dolayı bizimde yargısını kabul ettiğimiz uluslararası mahkemelerce ülkemiz defalarca tazminata mahkûm edilmiştir. Avrupa konseyi, insan hakları ihlallerinin ortadan kaldırılması için ülkemizden yasal düzenleme yapmasını istenmiştir.

 

Yine AİHM’nin bir tazminat kararı var ki yurt dışında bizi çok zor duruma sokan bir karardır. “1989 yılının 14 Ocak'ı 15 Ocak'a bağlayan gecesinde Cizre Yeşilyurt köyünde bir binbaşı yönetimindeki operasyonda, köylülere insan dışkısı yedirilmişti.

Yeşilyurt köylülerinin uzun uğraşları sonucu açılan davada dışkı yedirme olayını kabul etmeyen binbaşı sadece 'kötü muamele' nedeniyle 3 ay hapis cezasına çarptırılmış, bu ceza da paraya çevrilerek ertelenmişti. Türkiye’de Mahkemelerin reddettiği dışkı yedirme olayı nedeniyle köylüler Avrupa insan hakları mahkemesine başvurmuş, AİHM mahkûm ettiği Türkiye'nin köylülere rekor bir tazminat, her köylüye 300'er bin Fransız frangı ödemesini kararlaştırmıştı. Tabi ki bu münferit olay hiçbir zaman TSK gibi bir kurumu toptan ilzam etmez ama bunları yaşamak zorunda değildik.

 

O binbaşı belli ki mücadele ederken nevri dönmüştür. Bir kusur varsa vatandaşını hukuk önüne çıkartırsın, dışkı yedirmek nedir? Ama aynı şeyler 1980 darbesi sonrası Diyarbakır cezaevinde de yapılmıştır. Ak Parti Vekillerinden olan Orhan Miroğlu

yapılan işkenceleri anlattı ama ben buraya alamadım. İnsan olan biri o işkenceleri yapamaz! O cezaevinden çıkanların önemli bir bölümü dağın yolunu tuttular.

Özetlersek; uzun bir süre bölgede olağanüstü hâl uygulandı, böyle bir durum bölgenin tamamında adeta bir ceza evi koşullarında yaşamaktan farksızdır.

Yaşanan süreçte çözüme yönelik gündem olan bazı beyanatları hatırlayalım

 

Mesut YILMAZ: Avrupa Birliğine giden yol Diyarbakır'dan geçer (1999 Diyarbakır)

 

Alpaslan TÜRKEŞ: Biz Kürtlerle iç içeyiz. Bu kadar iç içe geçmiş iki halkın düşman olmaması gerektiği kanısına vardım. Benim eniştem Vanlı bir Kürt'tür. Kız kardeşimin eşi. Yeğenlerim de Kürt'tür. Size söz veriyorum, size yapılan baskıları önlemek için elimden geleni yapacağım". Bu konuşma 90’lı yılların başlarında kendisini ziyaret eden HEP (Halkın Emek Partisi) milletvekillerine yapılmıştır.

(Feridun Yazar, Kürt Kavşağında Bir Siyasetçi, s. 283-284).

 

Süleyman DEMİREL: Kürt realitesini kabul ediyorum. (1992 Diyarbakır)

Demirel: Yarın “ben şunu kast etmiştim” demek için ustaca elastiki cümleler kurardı.

Nitekim yukarıdaki sözü için daha sonra “Türkiye’de Kürt kimliği kabul edilmiyordu onun için dedim” açıklamasını yapmıştı. Realite demek gerçek demektir. Zaten gerçekler sadece kabul edilir, kabul etmeme gibi bir seçenek yoktur. Mesele ortada sorunlar var mı yok mu meselesidir. Varsa sorunları çözmek gerekir.

 

Mehmet AĞAR: Dağda silah taşıyacaklarına ovada siyaset yapsınlar! (Ekim 2006)

 

Kenan EVREN: "Kürt lafını yasaklamakla hata yaptık" Belçika'yı ele alalım. Flamanlar ve Valonlar kavga etmiyorlar. Ben Genelkurmay Başkanı iken Kanada'ya gitmiştim. Orada Quebec bölgesine gittim. Genelkurmay Başkanı gezdiriyor. Quebec'te lisan Fransızca. Tuhafıma gitti. 'Kanada'da nasıl iş bu?' dedim. Dediler ki, “Burası Fransa'dan kalma bir bölge. Buradaki halk kendi lisanlarını kullanacaklar” denilerek bırakılmış. Bu bölgede devlet hizmetine gelecek bir vatandaş hem İngilizceyi hem Fransızcayı bilmek zorunda dediler. Şimdi bizde de Güneydoğu'da hizmet verecek memurun Kürtçe de bilmesi lazım. Katı tutumla olmaz bu iş

 

Yaşar BÜYÜKANIT (Eski Gen. Kurmay Bşk.) "1984 yılından beri yapılan terör mücadelesinde insan haklan, özgürlük, demokrasi ve barış kavramlarını elimizden kaçırdık. Onlar bize silah olarak döndü. Bunları kimler kullanıyor? Biz mi kullanıyoruz, terör örgütü mü kullanıyor"

 

İlker BAŞBUĞ: Kara Kuvvetleri Komutanı iken "dağa çıkmaları engelleyemedik"

 

Aytaç YALMAN (Eski Kara Kuvvetleri Komutanı)"Bizler Kürt yoktur diye eğitilmişiz. "Kardeşim sen Kürt değilsin. Sen dağ Türk'üsün" Kürtleri, Türklerin kolu olarak görüyoruz. Dağlarda karda gezerken, kart-kurt sesleri çıktığı için Kürt denilmiştir gibi tarifler dolaşıyor. O dönemde sosyal istekleri biz yıkıcı faaliyetler kapsamında görüyorduk. Biz olayın sosyal yönünü görmemişiz, sorunu zamanında görmemişiz.

 

Salim DERVİŞOĞLU (Eski Deniz Kuvvetleri komutanı) Kürt meselesi imkanlarımızı yutuyor, kanımızı emiyor, dünyadaki etkinliğimizi azaltıyor, psikolojimizi bozuyor, insanlarımız şehit oluyor. Kürt meselesi üzerinde cesaretle düşünmemiz lazım, sadece askeri yöntemlerle çözülmez.

Devlet olarak eve dönüş yasaları çıkarıldı ama sonuç değişmedi. Devletin iyi niyetli çözüm çabaları müttefikimiz gözüken aktörlerin terör örgütüne örtülü teşvikleri ile akamete uğratıldı. Türk ve Kürt düşmanlığı körüklendi. Terör örgütü sanki Kürtlerin temsilcisiymiş gibi gösterildi. Bunda da kısmen başarılı oldular.

 

ABD; PKK’yı 11 Eylül 2001 olaylarından sonra (İkiz kulelere El-Kaide saldırısı sonrası) terör listesine almıştır. Fakat bugüne kadar güneyimizdeki yapılanmalara bütçeden yardım ayırmış, askeri destek vermiş, tavizsiz korumuştur. Çözüm süreçlerini de baltalamıştır, çözmeye çalışanlara sabotaj yapmıştır.

 

Merhum Eşref Bitlis Paşa, “Çekiç Güç bir ABD projesi olarak Türkiye ve güneyimizde Kürt devleti kurmak için üslendi ve bu manada PKK’ya silah yardımı yapıyor” kaygısını taşıyordu. Bunu da belgeledi. 10 Aralık 1992’de üç Çekiç Güç helikopteri Cudi dağındaki PKK’lılara malzeme yardımı yaparken tespit ediliyor. JİTEM mensupları bunu fotoğraflıyor. Bu fotoğraflar Eşref Paşa’ya teslim ediliyor, o da konuyu Genelkurmay Başkanlığı’na arz ediyor.

(Eşref Bitlis kaygısında haklıydı. Gazeteci Güneri Civaoğlu körfez savaşı devam ederken Suudi Arabistan’da ABD’li subayın bilgilendirme toplantısına katılmayı başarır. Amerikalı yarbay duvardaki harita üzerinde Türkiye’nin Güneydoğusunu ve Kuzey Irak’ı işaret ediyor. Avucunu o coğrafyada dolaştırırken şöyle diyor: ‘Savaş bitecek. Amerika Irak’tan çıkacak. Giderken silahlarının büyük bölümünü bırakacak. Bunlar içinde ağır silahlar, roketler de olacak. Kürtler bu silahları alacaklar ve Türkiye’ye karşı kullanacaklar. Toprak isteyecekler Türkiye ya istedikleri toprağı verecek ya da vermeyecek ve savaşacak. Ben de “Ya NATO ortaklığı ya ülkelerimiz arasındaki dostluk” diye soruyorum hiç oralı olmuyor)

Eşref Bitlis 17 Aralık 1992’de helikopterle Kuzey Irak’ta Selahattin şehrine gidip Talabani ve Barzani ile görüşecek. Helikopter kalkarken Mardin’deki Çekiç Güç radarına bilgi ulaşıyor. Jetler helikopterin etrafında uçarak hava boşlukları oluşturup düşürecek derecede taciz ediyorlar. O sabotajdan kurtulan Eşref Paşa’nın uçağı 2 ay sonra 17 Şubat 1993 tarihinde Ankara’da havalandıktan hemen sonra düşüyor.

Yaşı müsait olmayanlar için “çekiç güç nedir? açıklayalım” 1.Körfez Savaşı 28 Şubat 1991’de sona erdikten sonra ABD, İngiltere ve Fransa, Saddam'ın Kürtlere tekrar saldırabileceği gerekçesiyle Türkiye'de bir askeri gücün konuşlandırılmasını sağladılar. Çekiç Güç, Temmuz 1991'de Türkiye'ye geldi. Ancak Çekiç Güç'ün PKK'ya silah ve erzak yardımında bulunduğu Jandarma istihbarat tarafından tespit edilip fotoğraflanmıştı. Kuzey Irak’ta doğan boşluğa ABD koruması altında PKK yerleşti.

Haftaya devam edelim İnş.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —